Mehmet Ağar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Ağar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2009 Pazartesi

1. MİT Raporu Ekleri: Şükrü Balcı




Şükrü Balcı

1) 1973 yılı Haziran ayında İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’nın Martı Operasyonu (Kaçakçılara müteveccih) çerçevesinde gözaltına alınarak, MİT ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Müdürlüğü’nce İstanbul Merkez Komutanlığında müştereken sorgulanan Hüseyin Uğurlu’nun (Abuzer Uğurlu’nun babası) ifadesinden, 1972 yılında İstanbul Emniyet 1’nci Şube Müdürü olan Şükrü Balcı’nın, silah kaçakçılığı ile ilgili olarak göz altına alınan Hüseyin Uğurlu’yu 200 bin TL. karşılığı serbest bıraktırdığı, rüşvetin Gümüşsuyu’nda ‘Hacı Otomobil galerisi’ sahibi Hacı Mustafa Özkan vasıtasıyla verildiği, bilahare Şükrü Balcı’nın Gümüşsuyu ........’da Hüseyin Uğurlu ve oğlu Mustafa Uğurlu ile buluşup görüştüğü, anlaşılmış. Bu ifadeyi Mustafa Uğurlu, Ali Bezal ve Hacı Mustafa Özkan’ın ifadeleri teyit etmiştir.

Yine 1973’teki operasyon sırasında silah kaçakçısı Zihni İpek yakalanmak üzere aranırken Şükrü Balcı teşkilatımızla temas ederek, bir elemanları vasıtasıyla Zihni İpek’le irtibat kurduklarını, Zihni İpek’in 10 gün içinde bir parti silah yakalatmaya söz verdiğini bu bakımdan aranmasından vazgeçilmesini talep etmiştir. Bu talebi tereddüt yaratmasına rağmen kendisine olumlu cevap verilmiş, ancak Şükrü Balcı, bir müddet sonra ABD’ye gideceğini ve dönüşte 20 gün sonra operasyonun yapılmasını talep etmiştir. Bilahare doğan bir fırsat sonucu Zihni İpek yakalanmış, sorgulamalar neticesinde Zihni İpek’in arandığı tarihte Mustafa Uğurlu’nun İstanbul’da TMT otelde Şükrü Balcı ile buluşup Zihni İpek için yardım talep ettiği, Şükrü Balcı’dan bu konuda söz aldığı, Zihni İpek’in yakalanması üzerine Mustafa Uğurlu’nun Şükrü Balcı’nın evine telefon ettiği, kendisi ABD de olduğundan eşi ile konuştuğu ve eşinin kendisine Zihni İpek’in polisçe alınmadığını ve hakkında bir bilgi bulunmadığını söylediği anlaşılmıştır.

Aynı tarihlerde İstanbul Sıkı Yönetim Komutanı Orgeneral Faik Türün, soruşturmayı yapanları makamına çağırarak o anda İstanbul Emniyet Müdür Muavini olan Şükrü Balcı’nın aşırı sola karşı çok darbe vuran bir kimse olduğunu, yolsuzluklarının duyulması halinde bunun sol mihraklarca istismar edileceğini belirterek, Şükrü Balcı ile ilgili kısımların ifadelerden çıkarılmasını, ayrı bir dosya haline getirilmesini, kendisinin idari soruşturma açtırarak neticesinde Şükrü Balcı’yı cezalandıracağını belirtmiştir. İşlemler Sıkı Yönetim Komutanı’nın talimatı doğrultusunda geliştirilmiştir.

2) Şükrü Balcı’nın, Mahmut Karaduman ile irtibatı vardır. 1922-Musul doğumlu Mahmut Karaduman silah ve uyuşturucu madde kaçakçılarındandır. İstanbul’da Marmara Pavyon'da fedailik yapmış, Karavan Pavyonu'nu işletmiş, bilahare uzun yıllar Beyrut’ta yaşamış, daha sonra Türkiye’ye gelerek Vatan Konservelerinin sahibi haline gelmiştir. İsviçre’deki Berdosh ve Makar firmaları kanalıyla uluslararası ticaret yapan M. Karaduman’ın Libya’ya demirperde yapısı ağır silahlar sattığı, Libya’da müteahhitlik yapan Libko-Türk firması sahibi İbrahim Cevahir (Uyuşturucu madde kaçakçısı ve Dündar Kılıç’ın ortağı Osman Cevahir'in (Of’lu Osman) kardeşi) ve Libya Silahlı Kuvvetler Askeri Alım Dairesi Başkanı Albay Akid Cahmi ile yakın ve devamlı ilişkisi mevcuttur. M. Karaduman’ın Libya Devlet Başkanı Kaddafi’nin Tripoli’deki ikametgahına istediği zaman gidip, görüşebildiği bilinmektedir. Beyrut’ta 5-6 yıl kadar önce yayınlanan bir Amerikan mecmuası M. Karaduman’ın eroin kaçakçılığı yaptığını belirtmiştir. Oğlu Enis Karaduman cinayet suçundan aranmakta olup, yurt dışındadır. Uyuşturucu madde kaçakçılığı yapan Enis Karaduman, Yahya Demirel olayının failidir. Behçet Cantürk’ün amca oğlu Abdullah Cantürk’le irtibatlıdır. Abdullah Cantürk, İstanbul’da Enis Karaduman’ın dostunun tuttuğu bir evde kalmıştır. Mahmut Karaduman, Şükrü Balcı ile oğlu Ertuğrul Balcı’ya ait Washington’daki.......................numaralı telefonla irtibat kurmaktadır. Enis Karaduman İsviçre-Cenevre’deki .........nolu telefonlarıyla Dündar Kılıç’la irtibat kurmaktadır.

13 Haziran 1974’te MİT’çe sorgulanan Abuzer Uğurlu, kardeşi Mustafa Uğurlu’nun MİT tarafından sorgulandığında Mahmut Karaduman’la birlikte yaptığı silah kaçakçılığını saklayarak, bunu kendi üzerine attığını, böylece ilerde aileden gizlice yürüteceği faaliyetler için Mahmut Karaduman’ın güvenliğini sağladığını belirtmiştir.

3) Ekim 1982 tarihinde Konya 2’nci Ordu ve Sıkıyönetim komutanlığı kanalıyla intikal eden ve özellikle İstanbul’da yaşayan azınlık faaliyetlerini içeren bir ihbar mektubunda Şükrü Balcı hakkında şu hususlar yer almaktadır;

"Ermenilerin bu yıkıcı faaliyetlerde bulunmaları sırasında en büyük desteği gördükleri bir makamdan ve bu makamın başında bulunan şahıstan bahsetmek istiyorum.

Bu şahıs İstanbul emniyet Müdürü Şükrü Balcı’dır. Bu şahsın Sivas’ın Divriği kazasının Yakınsöğüt (eski ismi Vaskirt) Köyü’nden olduğu, bu köyün ve çevresindeki yedi köyün Ermeni tehciri sırasında korkudan döndükleri fakat Ermeniliklerini unutmadıkları söylenir.

Vaskirt köyünde doğan Şükrü Balcıyan efendi de daha sonra Galatasaray lisesinde okutulur. Batı kültürü ile beyni yıkandıktan sonra Ankara Siyasal da okutulur ve Emniyete intisap eder.

Emniyette iken, trafik kursu adı altında gizli güçlerin yardımıyla Amerika’ya gönderilir. Amerika’da iki sene CIA tarafından eğitilir. Beyni yıkanır ve geri Türkiye’ye gönderilir.

Bu şahıs mensup olduğu LOCA’nın (Sevgi Birliği) yardımı ile ve gizli güçlerin yardımı ile en hassas zamanlarda kilit noktalarda çalıştırılır. 1971 operasyonlarında Şube 1. Müdürlüğü, daha sonra özel yetki ile 1972’de Mardin ve Siirt Kürtçülük operasyonu.

Bu şahsın Güneydoğu operasyonu sırasında Mardin-Midyat’taki Süryani Kadim Kilisesi papazları ile yakın ilişkiler kurduğu ve kilisede dahi yatıp kalktığı (Müştemilatında) bu tarihten sonra da geldiği İstanbul’da Kapalıçarşı’daki Süryani Kuyumcularla sıkı işbirliği içerisinde bulunduğu herkesçe bilinmektedir.

Bu şahsın örgütlerin operasyonlarında örgütlerin beyinlerine ulaşılmadan, gazetelere haber sızdırdığı veya açıkça filanca filanca yakalandı, diye beyanat vermesi yüzünden periyodik buluşmalar kopmakta ve beyin takımlarına ulaşılamamaktadır. Bu strateji uygulandığı taktirde Türkiye’de en az 3 milyon kişinin hapse atılması lazım.

Devletin bu rütbesine gelmiş şahıs vatan hainidir. Neden mi? Bu şahıs İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nü Saadettin Bilgiç’ten 40 milyon peşin ayda 4 milyon aidatla satın almıştır. Türkiye’deki bütün büyük kaçakçılık işlerinde hissesi vardır. Sağ ve sol örgütlere ayırt etmeden silah temin eden Çayırovalı Osman, bu şahsın ortağıdır. Bu zamana kadar Amerika’ya 8-10 milyar lira civarında bir parayı transfer ettiği söylenmektedir. Kendisinin Amerika’da bir hanı, çiftliği ve benzin istasyonu olduğu söylenmektedir.

Nişantaşı’nda Türkiye taş kaçakçılığını ve taş piyasasını (mücevher) Albert isimli bir Ermeni yönetir. Şükrü Balcı denen şahıs ara sıra gizli olarak Albert denen bu Ermeni’nin yanına gelir gider. Bu Albert’in kardeşinin Amerika’da doktor olduğu ve Şükrü Balcı’nın Amerika’daki işlerini ortak olarak yönettiği söylenir.

Bu Vatan haininin İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde çoğu yeri aidatla (Emniyet amirlikleri ve Şube müdürlükleri) sattığı, (3-5 istisna kaideyi bozmaz) ve buralardan gelen milyonları Amerika’ya transfer ettiği öğrenilmiştir. Şükrü Balcı oturduğu evi 7 milyona, Boğazdaki mafyanın hediye ettiği köşkü 30 milyona 1978 senesinde satmış, paraları Amerika’ya transfer etmiş, kendini de Amerika’ya basın veya kültür ataşesi olarak tayin ettireceği sırada 12 Eylül harekatı vuku bulmuş, yurt dışına gitmesi kalmış, ihtilal sırasında teşriki mesaide bulunduğu paşalardan bir kısmını da büyük paralarla rüşvete alıştırmış, Cunta’nın da gözde, iş bilir, polislikten anlar ve vatanı kurtarır aslanı durumuna gelmiştir.

Bu yazıyı okuyan siz, sayın Türk Paşalarına soruyorum, Şükrü Balcıyı savunan paşaya sorun, Şükrü Balcının aile fertlerinden neden bir kişi Türkiye’de yoktur? (Karısı, kızı, oğlu Amerika’dadır.) Bu şahıs Türkiye’de ilk defa rüşveti başlatan şahıstır. Senelerdir milyarları yemiştir. Kendisinin yardakçılarının, Türkiye’de hanları, hamamları vardır, bu şahsın Türkiye’de neden bir dikili ağacı yoktur. Bu adam sadece parayı sevseydi yediği rüşvetleri Türkiye’deki yatırımlara yöneltirdi. Parayı neden dışarıya gönderiyor? Aile fertlerini neden 4 senedir dışarıda tutuyor? Allah rızası için elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün, ondan sonra karar verin.


Bu şahsın yaptıklarını anlatmak sayfalar sürer. Ben garip halimle bu hainin yaptıklarını öğreniyorum da sizler devletsiniz nasıl haberiniz olmuyor ki, var olduğunu kabul edersek bu şahsı nasıl o makamda hala tutuyorsunuz ve hesap sormuyorsunuz?

Bu şahsın iki pasaportu olduğu ve Cunta’dan dış ülkelerde bir temsilcilik görevi koparmak üzere bulunduğu, koparamaz ve sıkışırsa kaçacağı bilinmektedir. Bundan sonra sizlerde biliyorsunuz, millet zaten biliyor. Sonra milletin hesabı ve şamarı sert olur.

Bu şahıs hakkında istihbarat toplamak için İstanbul MİT’inden faydalanmaya kalkmayın, çünkü İstanbul MİT’inde kilit noktalarda çalışanlardan bazılarının Yahudi dönmesi olduğu, (Sabotayist) ve Şükrü Balcı ile de sıkı teşriki mesaide olduğu bilinmektedir. Onun için tahkikat yaptırır iseniz askeri istihbarat kanalından yaptırmanız daha olumlu sonuç vereceği gibi şahsın kulağına haberin gitmesi ve Şükrü Balcıyan efendinin de yurt dışına kaçması önlenmiş olur.

Sayın Paşam, Yunanistan’la bir harbin eşiğinde iken, dış güçlerle ve yıkıcı faaliyetlerle ilişkisi olan bu şahsın mühim istihbarat raporlarının gelip-geçtiği bir makamda bulunmasının ülkemiz açısından ne denli bir tehlike doğuracağını sizler daha iyi taktir edecek makam ve zeka yapısına sahipsiniz. Para için her şeyi yapacak olan bu şahsın Yunanistan’a da casusluk yapmayacağını kim garanti edebilir? Bu yazdıklarımı bir vatan görevi bildiğim için yazdım. İnanıp inanmamak sizlerin kendi elinizde. Sizleri vicdanlarınızla baş başa bırakırken Vatan-Millet yolundaki çalışmalarınızda muvaffak olmanızı Ulu Allah’tan niyaz ederim."

İhbarla ilgi olarak yapılan inceleme neticesine göre: Şükrü Balcı, Ahmet ve Hatice oğlu olup, Sivasın’ın Divriği İlçesi, Gedikbaşı (Karageban) bucağı, Çobandurağı (Kürtlarlı) köyündendir. Alevi olan adı geçen nüfus kaydını İstanbul-Şişli’ye naklettirmiştir. Çevre halkınca nüfusunu naklettirmesi Aleviliği’ni kamufle etmek şeklinde yorumlanmaktadır. Adı geçenin Ermeni asıllı olduğunu gösterir bir bilgi ede edilememiştir.

Vaskir Köyü ise, Erzincan’ın merkez ilçesi, merkez bucağına bağlı olup, yeni adı Işıkpınar’dır. Şükrü Balcı’nın Mardin ve Siirt bölgesinde özel görev aldığı bilinmektedir. Ancak buradaki temas ve faaliyetleri hakkında bilgi edilememiştir.

İhbarda adı geçen Ermeni kuyumcu Albert’in İstanbul’un tanınmış kuyumcularından olduğu ve Nişantaşı’nda dükkanı bulunduğu bilinmektedir. Şükrü Balcı ile irtibatı olan diğer bir kuyumcu ise İstanbul ......... Osmanbey adresindeki Ermeni, Saray Mücevherat, gümüş ve eski eşya dükkanı sahibi Ardaş Partukyan’dır. Adı geçenin ayrıca Garbis Ekneyan adında bir ortağı vardır.

Adı geçen ve ortağı Behçet Cantürk’le iltisaklı olarak yakalanan Süryani kuyumcu Sait Koç’un ifadesine istinaden gözaltına alınmış olup, halen Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nda tutukludurlar. Külliyetli miktarda mücevher ile yakalanan Ardaş ve Garbis’in evrakları arasında Ardaş’ın (ekte sunulan) Şükrü Balcı ile kilisede bir evlendirme ayini sırasında çekilmiş fotoğrafı bulunmuştur.

Sait Koç ifadesinde şunları söylemiştir; "Ancak yine Onnik Sezerciyan’dan duyduğuma göre Şişli Site sineması altındaki ....olan Ardaş ile ortağının ve Şükrü Balcı’nın birlikte ihracat işi yaptıklarını öğrendim. Benim dükkanım defalarca Mali polis tarafından aranmıştır. Ancak.................Ardaş ve ortağı da en az benim kadar veya benden de kat kat üstün kaçak pırlanta ticareti yaparlar. Ancak bir günden bir güne olsun bunların dükkanı aranmamıştır ve gayet rahatlıkla pırlanta kaçakçılığını şu ana kadar yapmaktadırlar. Bu hususu 10.9.1984 tarihli ifademde belirtmiştim. Bunların koruyucuları olmasa bu kadar rahat çalışamazlar. Demek ki Emniyet Müdürü bunları koruyor. Bu hususu da kendileri yakalandığında açıklayacaklardır. Keza Saray Kuyumcusu sahipleri beni kendilerine rakip görerek, zaman zaman Şükrü Balcı’ya ihbar etmişlerdir ve bu durumdan mağdur olmuşumdur. Bu durumları bütün çarşı esnafı bilmektedir. Ardaş ve ortağı olan ancak ismini bilmediğim şahıs ve Şükrü balcı çok samimidirler, ailece görüşürler. Bunlar Ermeni’dir. Zaman zaman kendi vatandaşları olan Ermeniler’e yardım yapmışlardır.

Yine Onnik Semerciyan, Saray Kuyumcuları ile samimidir ve arkadaştırlar. Onların yurt dışına kaçan Ermeniler’e yardım ettiklerini Onnik’ten duydum. Yine Onnik Saray Kuyumcuları ile Şükrü Balcı’nın arasındaki alışverişi iyi bilir. 11. Eylül. 1984"

4) Şubat 1982’de Genel Kurmay Başkanlığı’nın emirleri gereğince İstihbarat Okulu’nda Top.Kd. Albay İsa Kaplan, Top. Kur. Bnb. Artan Perinçek ve P.Öyzb Orhan Türkmen tarafından sorgulanan Osman İmamoğlu’nun beyanlarında Şükrü Balcı ile ilgili şu hususlar bulunmaktadır;

"Çıkarılan sigaranın kamyonlara yüklenmesi sırasında İstanbul Ekipler Amiri Saadettin Tantan’ın çıkarma yerinin 2 kilometre yakınında aramalar yapmasından şüphelenen kaçakçılar, durumu Yaşar Yamak’a bildirmişler. Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’nın bu durumdan haberi olmasına rağmen haberi olmayan Saadettin Tantan’ın oraya gitmesinden kuşkulanan kaçakçılar, bir süre Saadettin Tantan’ı kontrol altında tutmuşlar ve tesadüfen olay yerine geldiğini anlayınca da Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’ya telsizle toplantımız var anonsu yaptırmışlar. Ekip Amiri Saadettin Tantan’ın olay yerinden ayrılması üzerine 20 kamyon dolusu sigarayı piyasaya sürmüşlerdir.

1980 Ağustos’unda Mustafa Eser’e ait eser 1 gemisi ile Varna’dan yüklenen 150 ton bakır, Arap ülkelerine ihraç ediliyor gibi muamele görmüş, ancak Haliç’te indirilirken görülerek kamyonlara el konulmuş ve mallar bilahare bırakılmıştır. Bu geminin kaptanı İnebolu’da Cemal olarak tanınan şahıstır. Bu bakır kaçakçılığı işini ise, Mustafa Uğurlu organize etmiştir. Bakır kaçakçılığı işinde Uğurluların yakını olarak bilinen Emniyet Genel Müdürü Rafet Küçüktiryaki’nin yardımı da olmuştur. Şöyle ki; o tarihlerdeki Emniyet Müdürü Şükrü Balcı, Rafet Küçüktiryaki’nin emriyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne atanmış ve bakır kamyonlarının serbest bırakılmasına yardımcı olmuştur. Hatta, Şükrü Balcı özel olarak serbest bırakılması için izin vermiştir. 1980 Eylül sonuna kadar Hüseyin Uğurlu, her çeşit kaçakçılık işlerini yürütmüştür.

İstanbul Mali Şube Müdür Muavini Öktem Dadaoğlu, 1980 Haziran ayında Mustafa Uğurlu’ya ait 150 ton bakırın yakalanması olayında Mustafa Uğurlu’dan kurtaracağı gerekçesi ile 5 milyon lira rüşvet almış, bu para Mali Şube’de ve Emniyet Müdürü Şükrü Balcı arasında pay edilmiştir.

Ömer Ertürk (Aktürk): 1979-1980 yıllarındaki İstanbul Mali Şube döviz grup amiri görevini yapmıştır. Şimdiki görevini bilmiyorum. Ömer Aktürk’ün 1980 yılında başka bir yere tayin edilmemesi için Yusuf Şerefoğlu’nun, Hamsi Fuat lakabıyla anılan emekli Albay Fuat vasıtasıyla Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’ya her ay 150.000 TL rüşvet vermeyi teklif etmesi, bu şahsın kaçakçılarla parasal yönden ilişkisi olduğunu göstermektedir. Ancak, kimden hangi olay karşılığında ne kadar rüşvet aldığını bilmiyorum.

Şükrü Balcı, İstanbul Emniyet Müdürüdür. Özellikle üst düzeydeki, Uğurlu ailesi ve Yaşar Yamak gibi kaçakçılarla ilişki kurar. Diğerlerinden ise emrindeki Öktem Tadoğlu, Recep Ordulu gibi görevliler vasıtasıyla rüşvet alır. 1980 yılında Mali Şube’de görevli Ömer Aktürk’ün başka yere atanmaması için, her ay 200.000 TL. rüşvet almıştır."

5) Milli Güvenlik Konseyi’nce Gümrük ve Tekel Eski Bakanı Tuncay Mataracı hakkındaki yolsuzluk iddialarını soruşturmak üzere kurulan 9/2 nolu soruşturma komisyonunun alt komisyon olarak görevlendirdiği ve Dz. Hak. Ön. Yzb. M. Tevfik Odman, Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müşavir Müfettişi Celal Erel ve Maliye Müşavir Müfettişi Turgut Akman’dan oluşan komisyonun 26.12.1980 tarihinde ifadesine başvurduğu tutuklu tanık Nizamettin Aytemiz’in Şükrü Balcı ile beyanları şöyledir:

"Bir de Emirgan’da ele geçirilen bakır kablo meselesi vardır. Topal Yaşar’la Mustafa Uğurlu’ya ait oldukları kesindir ve biz bu konularda ifade verirken polisteki yetkililerin isimlerini verdiğimiz için bizim anamızı ağlatıyorlar. Aslında bu Mafya’nın bütün elemanlarının koruyucusu İstanbul Emniyet Müdürü’dür. Yani Şükrü Balcı’dır. Şayet Emniyet Müdürü Türkiye’ye veya İstanbul’a toplu iğne girmeyecek desin kaçakçılık olmaz’ dedi.

6) Ankara Sıkı Yönetim Komutanlığı’nın 26 Şubat 1984 gün ve Adli Müşavirlik 1984/Kaç. 39 sayılı kararı ile gözaltına alınan Dündar Ali Kılıç, 24 Mart 1984 günü alınmasına başlanan ifadesinde Şükrü Balcı ile ilgili olarak şunları belirtmiştir:

"İstanbul Eski Emniyet Müdürü Şükrü Balcı halen Amerika’dadır. Duyduğuma göre oğlu da Amerika’da bulunmaktadır. Orada bir çiftlik satın aldığını öğrendim. Şükrü Balcı’nın İstanbul’da Gazinocular Kralı diye tanınan Fahrettin Aslan ile yakın münasebeti vardır. Yine duyduğuma göre kendisi Fahrettin Aslan’la bir takım gayrimüslimlere baskı yapıp korkutmak suretiyle 2 milyara yakın veya daha fazla miktarda bir parayı toplamıştır. Bana bu konu şöyle intikal etti. Benim ortağı olduğum Nişantaşı’ndaki kumarhane kulübünün hissedar ve yöneticisi Tarık Ümit, takriben bundan 2 yıl kadar önce yani 1982 yılında kumarhaneye gayrimüslim müşterilerin Fahrettin Aslan yüzünden gelmediklerini, Fahrettin Aslan’ın 40’a yakın gayrimüslimi korkutarak, polise alınacaklarını ifade ederek bunlardan para sızdırdığı, bu konuyu kendisine Ermeni asıllı bir müşterimizin anlattığını söyledi. Bu Ermeni’nin kendisinden de 150 milyon TL para alındığını Tarık Ümit’e beyan ettiğini bana söyledi. Tarık Ümit bu işin yapılması sırasında 5 tane gayrimüslimin gözaltına alındığını, gayrimüslim şahıslar kaçak tarafından döviz transferi ve ham madde kaçakçılığı yaptıkları için, kendilerinin bu sebeple sıkıştırılıp, şantaj yoluyla bu paranın toplandığını ilave etti. Ben bunun üzerine Fahrettin Aslan’a bu konuyu açtım. Ayrıca Fahrettin’in ağabeysi İspirli Mustafa da (Mustafa Aslan) bu haberi teyit etti. Fahrettin bana konunun söylendiği kadar büyük rakamlara ulaşmadığını, kendisinin bu işin içinde yalnız olmadığını, Şükrü Balcı’nın ve bazı kişilerin kendisiyle beraber olduğunu, kendi hissesine 75 milyon TL’sı para düştüğünü, benim de zararıma karşılık 25 milyon TL’sı vereceğini söyleyerek kulüpteki zararımı telafi etmek gayesiyle bana 25 milyon TL’sı verdi. Ben Fahrettin ile Şükrü Balcı’nın 20 yıldır tanıştıklarını bilirim. Zaten bu konularda 1980 yılından sonra Kabakoz'a alındığım zaman da bazı açıklamalarda bulundum ve bir nevi Şükrü Balcı ile onun yakın arkadaşı Mali Şube Müdürü Hikmet Yapar’ı suçladım. Bu konuda herkesin ifadesini de aldılar. Ben ifademde, Şükrü Balcı’nın ve Hikmet Yapar’ın esas suçluların yurt dışına kaçışlarına göz yumduklarını ve bizleri nahak yere buraya getirdiklerini beyan ettim. Ancak bu ifadeler sonradan hasır altı edildi ve Ankara’ya bildirilmedi. Daha doğrusu ben bu şekilde biliyorum. Fahrettin Aslan, Şükrü Balcı zamanında bazı kumarhaneleri ve randevuevlerini paraya bağlamıştı. Buralardan aldığı paraları her ay Şükrü Balcı’ya verirdi. Bu ‘Polis parası’ tabir edilir. Benim ortağı bulunduğum kumarhaneden de Fahrettin Aslan’a 1,000.000 TL ödeme yapılırdı. Ben Fahrettin Aslan’ın topladığı bu paraları Şükrü Balcı’ya verdiğini kendi gözümle görmedim. Ancak Fahrettin’in beyanına istinaden biliyorum. Fahrettin’in Şükrü Balcı’nın adını kullanıp, parayı ona vermemesi mümkün değildir. Zira böyle bir şey duyulduğu taktirde büyük bir tehlikeye girer ve Fahrettin böyle bir şeyden korkar. Şükrü Balcı’nın Amerika’ya gitmesinden sonra dahi Fahrettin Aslan kendisinin Emniyet genel Müdürü olacağını veya İstanbul’a vali geleceğini ifade ediyordu. Yine bu 2 milyarlık işin akabinde ve Fahrettin’in bana verdiği 25 milyondan sonra Fahrettin bana Şükrü Balcı’nın bir ev alacağını, bunun için para istediğini söyleyerek ikimiz namına 5 milyon TL para verdi. Daha doğrusu parayı verdiğini söyledi. Bu 5 milyonun 2,5 milyonu benim hesabıma, 2,5 milyonu ise Fahrettin’in hesabına yazıldı. Benim zaten Fahrettin’den Kastelli’den tahsil edilen ve Fahrettin’de bulunan 10 milyon TL para alacağım vardı. Fahrettin bunun 5 milyonunu bana verdi. Geriye kalan 5 milyonu ise Şükrü Balcı’ya verdiğini beyan etti. Şükrü Balcı sık sık Fahrettin’in Maksim Gazinosu yanındaki yazıhanesine gelip giderdi. Kabakoz hadisesinden sonra kendisiyle aramız gergindi. Benim bir anarşist şahsa 10 bin lira para verdiğimi iddia ederek beni Emniyet 1’nci Şb. Md.lüğüne aldırttı. Orada sorgulandığım sırada kendisi de geldi. Bana karşı sert ve alakasız tutum gösterdi. 4 saat sonra ifadem alınıp serbest bırakıldım. Bu olaydan epey sonra Fahrettin bir gün beni bürosuna çağırdı. Bu çağırma hadisesi Fahrettin’in gayrimüslimlerden para toplamasından ve benim onu bu konuda sıkıştırmamdan sonra idi. Büroya gittiğimde, Şükrü Balcı’nın da orada bulunduğunu gördüm. Bu sefer bana yakınlık göstererek, Fahrettin ile iyi geçinmemizi istedi. Kendisinin bize karşı her hangi tavrı olmadığı halde, benim kendisini şikayet ettiğimi, kendisinin bizlere hiç bir zararı olmadığını, gelecekte muhtemelen Emniyet Genel Müdürü olacağını ve bunun bizlere de yararı olacağını ifade etti. Bu tarihten sonra da kendisiyle olan gerginliğimiz azaldı, yani barışmış olduk. Bu konuda bildiklerim bu kadardır. Bilahare hatırlayacağım bir hususu ayrıca belirtirim."

7) Şükrü Balcı hakkında halen tutuklu olan, uyuşturucu ve silah kaçakçısı ve terör örgütleriyle ilişkili Behçet Cantürk ise şu ifadeyi vermiştir:

"Daha önce bahsettiğim Abdullah Cantürk’ün 1982 yılında göz altına alınıp, kurtarılmasından sonra bir gün İstanbul Narkotik Şube Emniyet Amiri İsmet Bey bana, Hilton oteline geldi. Konuşma sırasında, İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’nın kendisini çağırdığını ve benim ve adamlarımın çeşitli suçlardan Emniyete alınıp, bilahare bırakıldığımızı, rahat rahat dolaştığımızı, Abdullah Cantürk'ün de yakalanıp tahliye edildiğini ve bütün bunlara rağmen bizim kendisini hiç görmediğimizi söylediğini belirtti. Şükrü Bey Behçet’e söyle gerekeni yapsın, yoksa kulaklarını çekin ve gereken neyse yapın demiş. İsmet’in bunu bana söylemesi üzerine bende derhal Şükrü Bey’e 5 milyon verebileceğimi belirttim. Kendisiyle şahsen tanışmam. İsmet’e 'peki nasıl yapalım, kendisiyle mi görüşelim yoksa sen mi vereceksin' diye sordum. İsmet bana, ‘senin şu anda kendisiyle görüşmen mümkün değil, ne vereceksen bana vermeni söyledi, ben götürüp, kendisine vereceğim’ dedi. Bunun üzerine ertesi gün gelmesini 5 milyon lira vereceğimi söyledim. İsmet Bey, ertesi gün bana, Hilton’a uğrayarak İstanbul Emniyet Müdürünü Şükrü Balcı’ya verilmek üzere 5 milyon aldı. Tarih 1983 yılının ilk ayları idi. Ben bunu Şükrü Balcı’ya verip vermediğini görmediğim için bir şey söyleyemem. Belki bana öyle deyip, parayı kendisi almıştır."

15 Aralık 2009 Salı

1.nci MİT raporu




Raporun asıl İsmi:
Banker Bako Olayı, Polis İçindeki Çekişme ve Yeraltı - Polis - Kamu
Görevlileri İlişkileri


1. 12 Eylül 1980’den sonra araştırmalar, kaçakçılığın terörün başlıca unsurlarından biri olduğu kanaatini yaratmış ve bu nedenle 25 Aralık 1982 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı’nda Org. Necdet ÖZTORUN’un başkanlığında Korg. Recep ERGUN, Korg. Nevzat BÖLÜGİRAY, Korg. Burhanettin BİGALI, Koram. İrfan TINAZ, Tuğg. Doğan SOLMAN, Emniyet Genel Müdürü Fahrettin GÖRGÜLÜ, MİT Daire Başkanı Galip TUĞCU’nun katıldığı kaçakçılık ve rüşvetle ilgili bir toplantı yapılmıştır.

Toplantıda o güne kadar kaçakçılık konularının dışında kalan MİT Müsteşarlığı’na da görev verilmiş ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın buna göre yapılanması kararı alınmıştır. Aynı toplantıda bilgilerin MİT arşivlerinde toplanması ve MİT’in KİHDB (Kaçakçılık İstihbarat ve Harekat Daire Başkanlığı) ve Emniyet Genel Müdürlüğü ile yakın koordinasyon içinde olayların üzerine gitmesine karar verilmişti.

6 Mart 1983’te Genel Kurmay’da 2. Başkanın Başkanlığı’nda diğer bir toplantı yapılmış ve Dündar KILIÇ’la iltisaklı silah, sahte para ve elektronik kaçakçısı Zeki İNAL’ın işbirliği yaptığı ve ilişkili olduğu şahısların durumu değerlendirilmiştir. Bu toplantıda konunun Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT Müsteşarlığı’nca ele alınıp sonuçlandırılması talimatı verilmiştir.

Haziran 1983’te MİT Müsteşarlığı bünyesinde Kaçakçılık Şubesi kurulmuş ve başına şube müdürü olarak bu konuda birikimleri olan Mehmet EYMÜR getirilmiştir. Kaçakçılık konusunda Atilla AYTEK’in başında olduğu Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve İstihbarat Daire Başkanlığı ile çok yakın koordinasyonu başlayan MİT Kaçakçılık Şubesi 9 Şubat 1984’te terörle yakın ilişkisi bulunduğu anlaşılan Dündar Ali KILIÇ, Behçet CANTÜRK ve Abuzer UĞURLU’nun sorguya alınarak , tecrim edilmelerine çalışması teklifini Genelkurmay Başkanlığı’na yapmış, teklifin uygun karşılanması üzerine ilk önce Dündar Ali KILIÇ, bilahare de Behçet CANTÜRK alınarak sorgulanmış ve Ankara Sıkıyönetim Mahkemesine tevdi edilmişlerdir.

Gözaltına alınmaları ve yargılanmaları büyük tepkiler yaratan ve ifadeleri ile yüzlerce kişinin daha tevkif edilmesini sağlayan, birçok görevli ve idareci ile ilişkileri su yüzüne çıkaran Dündar KILIÇ ve Bahçet CANTÜRK’ten sonra yeraltı dünyasından bu görevi yürüten kişilere karşı sistemli bir yıpratma faaliyeti başlamış, bu faaliyetin en ziyade hedefi MİT’e nazaran daha legal bir şekilde çalışan Emniyet Kaçakçılık Dairesi ve bu dairenin başkanı Atilla AYTEK olmuştur.

Günümüze kadar süren ve özellikle basın yoluyla yapılan bu yıpratma ve yıldırma faaliyetine yeraltı dünyası ile menfaat ilişkileri içinde bulunan çeşitli kamu görevlileri de yardımcı ve alet olmuşlardır.

Son günlerde Banker BAKO olayı ile bazı gizli ilişkilerin yeniden su yüzüne çıkmasından tedirgin olan yeraltı dünyası ve işbirlikçileri bu kez olayların arkasında MİT’in bulunduğu varsayımından hareketle Atilla AYTEK’in yanı sıra MİT’e de yüklenmeye başlamışlardır.

Bunun en iyi misali uzun yıllardan beri sadakatle MİT Müsteşearlığı’na hizmet eden, teröristler dahil birçok kişinin yakalanmasını sağlayan, MİT kanalıyla Emniyet Genel Müdürlüğü’ne aktarılan bilgilerle silah ve uyuşturucu kaçakçılarının yurtdışında kullandıkları sahte kimlik ve pasaportların tespitini sağlayan döküman sahtekarınla ilgili olarak Hürriyet Gazetesi’nde yapılan 4-5-7 Kasım 1987 tarihli yayınlardır.

Banker BAKO olayı ile yeraltı-kamu görevlileri ile ilgili istihbari bilgiler müteakip maddelerde sunulmuştur. İstihbari mahiyetteki bilgileri ihtiva etmesine rağmen bu bilgilerin etüdü, günümüzde yeraltı dünyasının kollarını nerelere kadar uzattığı hakkında yeterli bir bilgi verecek, tehlikenin önemini anlatacaktır.

2. Banker BAKO olayının bağlantıları

a)





b) Banker BAKO’nun arkasında ki esas kuvvet Dündar KILIÇ’ın kardeşi İbrahim KILIÇ ve adamı Erdoğan ARSLAN’dır. Bu grup Banker BAKO’ya 1980’li yılların başından beri bu işi yaptırmaktadırlar. Banker BAKO bunların elinde bir oyuncaktır. İbrahim KILIÇ ve Erdoğan ARSLAN 1984’de, Çaybank’a ait çok miktarda sahte senedi Banker BAKO kanalıyla piyasaya sürmüşler ve bu işten milyarlar kazanmışlardır. Halen Pamukbank Nişantaşı Şubesinde Tülin KUTLU (Tel….) bu konuda bilgi sahibidir. Tülin KUTLU’nun 1984’de Garanti Bankası Kurtuluş Şubesi Müdürü olduğu devrelerde Banker BAKO çok miktardaki sahte Çaybank senedini bankaya tevdi ederek kredi almış, Tülin KUTLU senetlerin sahte olduğunu sonradan anlamıştır.

c) ErdoğanARSLAN, DYP il başkanı Yaşar KEÇELİ’nin yeğeni Şeref KEÇELİ’nin kirvesidir. Yaşar KEÇELİ’nin diğer yeğeni Hikmet KEÇELİ ise İstanbul Emniyet Mali Şube Müdürü Cevdet SARAL ve İstanbul polis şefleri ile yakın irtibatlıdır. Esasında Dündar KILIÇ ve yakınları, Dündar KILIÇ’ın cezaevinde bulunmasını Başbakan ÖZAL ve Şarık TARA'ya bağlanmakta ve Özal Hükümetinin gitmesini özellikle istemektedir. Kılıç ailesinin Banker BAKO kanalıyla piyasaya sürdüğü para miktarı 12 milyar dolayında olup, sahte tahvillerin bir kısmı halen İstanbul’un Hacı Hüsrev semtinde piyasaya sürülmektedir.

d) Yeraltı dünyasının avukatlığını ve bu meyanda Of’luların (Osman CEVAHİROĞLU) ve Dündar KILIÇ’ın avukatlığını yapmış olan Karadeniz’li (Samsun) Hüsamettin CİNDORUK, eski Ortaköy Şifayurdu sahibi banker Fikri ERDÜŞ (ölü) ile de iltisaklıdır. H. CİNDORUK’un BAKO, ilişkisi avukat sanık münasebetlerinden doğmayıp H. CİNDORUK’un yeraltı ilişkilerinden kaynaklanmaktadır.

Fikri ERDÜŞ’ün 1981-82 yıllarında Kuruçeşme’de kendine ait gümrük depoları mevcut olup bu depolara Dündar KILIÇ ve Of’lu Osman’da ortakdırlar.

O zamanki MİT İstanbul Daire Başkanı olan Nuri GÜNDEŞ’in de Hüsamettin CİNDORUK ve Dündar KILIÇ’la yakın irtibatı bulunmaktadır. Nuri GÜNDEŞ zaman zaman Teşkilatın imkanlarıyla Hüsamettin CİNDORUK’un özel korumasını da yaptırtmıştır.

1982’de Hüsamettin CİNDORUK, Fikri ERDÜŞ’ün Kuruçeşme’deki depolarına bir geminin mal boşaltması gerektiğini, ancak İstanbul Gümrüğü’nün izin vermediğini ve zorluk çıkarttıklarını söylemiştir.

Bunun üzerine Nuri GÜNDEŞ İstanbul Limanında görevli gümrük amiri Erkan KILIÇAY’a bir personel yollayarak konunun halledilmesini istemiştir. Erkan KILIÇAY, Fikri ERDÜŞ hakkında kalın bir dosyanın bulunduğunu ve bu sebeple gümrük muayenesinin F. ERDÖŞ’e ait depoda yapılamayacağını bildirmiş, Nuri GÜNDEŞ ise İstanbul MİT’de kaçakçılık konularına bakan Cengiz ABAOĞLU’nu İstanbul Gümrük Başmüdürü OKTAY’a göndermiştir. Oktay’ın da zorluk çıkarması üzerine C. ABAOĞLU, Oktay’a, F. ERDÜŞ’ün Konsey Üyelerinden birinin (ismi hatırlanmıyor) yakını olduğunu belirtmiş, bu baskılar üzerine İstanbul Gümrük Müdürü OKTAY, geminin Kuruçeşme’deki depoya yanaşmasına izin vermiştir. İzni elde eden Nuri GÜNDEŞ, Hüsamettin CİNDORUK’a işin halledildiği müjdesini vermiştir.

Banker BAKO 1980 harekatından sonra iflas edince Dündar KILIÇ’a sığınmış ve böylece hem borçlarının zorlamalarla ödenmemesini temin etmiş hem de elindeki çek ve senetlerin Dündar KILIÇ ve adamları vasıtası ile zoraki tahsilini sağlamıştır. BAKO bu arada Fikri ERDÖŞ’ün Fahrettin ASLAN kanalıyla KASTELLİ’den aldığı Kuzguncuk’ta ki yalıya Dündar KILIÇ ve Hüsamettin CİNDORUK kanalıyla yerleştirilmiş, 1984 Ağustos ayından itibaren de Dündar KILIÇ ve adamlarının bastırdığı sahte Çaybank senetlerinin piyasaya sürülmesinde kullanılmıştır.

Bako’nun iflasından sonrada Fikri ERDÖŞ-Dündar KILIÇ ortaklığı devam etmiş, Fikri ERDÖŞ, Dündar KILIÇ , Yahudi Menaim (Metin) Futsi, yurtdışında bulunan İsmail Hacısüleymanoğlu (Of’lu), Yaşar YAMAK ve Osman isimli bir şahıs yurtdışından saç-demir ve çelik boru getirmişlerdir. Bir hesap meselesinden Dündar KILIÇ ‘la arası açılan Fikri ERDÖŞ yurtdışına kaçınca Dündar KILIÇ ,Kuruçeşme’deki depoları bir müddet çalıştırmıştır.

Süleyman DEMİREL’e yakınlığı olan Fikri ERDÖŞ zamanında bu yakınlıktan istifade ile Yapı Kredi ve İş Bankası’ndan büyük krediler almış, BAKO’nun da oturduğu yalı İş Bankası kanalıyla satılmıştır.

e.) Hüsamettin CİNDORUK ve Dündar KILIÇ’la yakınlığına değinilen Nuri GÜNDEŞ MİT’den emekli olup halen Emin CANKURTARAN’a ait Taksim Stadyum Palas Kat-3 17/5 adresi ve ……… no.lu telefonda, ticaretle uğraşmaktadır. Daha önce görevde olduğu tarihte, damadı da Emin CANKURTARAN’ın yanında çalışan Nuri GÜNDEŞ ile birlikte, Dündar KILIÇ ve Yaşar YAMAK’la (Topal Yaşar) ilişkilerinden dolayı MİT’den ayrılmaya mecbur edilen ve MİT’de iken kaçakçılık konularına bakan Cengiz ABAOĞLU çalışmaktadır.

Cengiz ABAOĞLU aynı zamanda Şehmuz TATLICI’nın Kadıköy’de ki Şetat adlı kuruluşunda da görevlidir.

Nuri GÜNDEŞ’in, Dündar KILIÇ’la ilgili soruşturma sırasında Şükrü BALCI, İstanbul Valisi Nevzat AYAZ ve Fahrettin ASLAN’la birlikte gayrimüslimlerden külliyetli miktarda haraç alınması olayına adı karışmış ancak bu konu bilahare çeşitli gerekçelerle örtbas edilmiştir. Bu olaya Cengiz ABAOĞLU, Nuri GÜNDEŞ’in akrabası Hacı Ali ASLAN ve diğer birkaç MİT mensubunun da adı karışmıştır.

Aynı tarihlerde intikal eden bilgilere göre Nuri GÜNDEŞ’in ,

(1) Başak Grubu sahipleri Ertan SERT ve Turan ÇEVİK’ten himaye edilmelerine karşı 60 milyon TL aldığı.

(2) Aynı tarihlerde eski MİT Müsteşar Yardımcısı Nihat YILDIZ’ı Başak Holding’e soktuğu

(3) Başak Holdin’in 300 milyonluk bir borcunu banka müdürüne baskı yapıp ertelettiği,

(4) Erdoğan DEMİRÖREN’in Arşimidis işini kapattırdığı,

(5) Emin CANKURTARAN’ın gümrük işlerine yardım ettiği ve bu meyanda Emin CANKURTARAN’ın Edirne’de takılan bir TIR’ını Kapıkule Gümrük Müdürü Birol KALKAN kanalıyla kurtardığı, Birol KALKAN’ın bu iyiliklerine karşılık Mataracı davasında korunduğu,

(6) Dündar KILIÇ ve Fahrettin ASLAN’dan hediye aldığı ve menfaat temin ettiği, hususları yer almaktadır. Bu ilişkilerde Cengiz ABAOĞLU daima yer almıştır.

f.) Esasen Banker BAKO hayatından endişelendiği için konuşmamakta, cezaevinde vurulmaktan korkmaktadır. Erdoğan ARSLAN ve diğerleri alındığı takdirde Banker BAKO’nun da konuşması ve bazı itiraflarda bulunması mümkündür.

g.) Banker BAKO olayının arkasındaki diğer güçler ise, İstanbul Emniyet Müdürü Ünal ERKAN, Yadımcısı Mehmet AĞAR, Mali Şube Müdürü Cevdet SARAL ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünün diğer üst düzeydeki yöneticileridir.

Olayın ortaya çıkması ve Mali Şube Müdürünün telsiz emri ile tayin edilmesi üzerine aynı akşam Ünal ERKAN, Mehmet AĞAR, Cevdet SARAL, Narkotik Şube Müdürü Sarper BALTACIOĞLU, İkinci Şube Müdürü Ömer TÜZEL, Personel Şube Müdürü Sefer VURUCU ve diğerleri Beylerbeyi’ndeki Polis Evi’nde toplanmışlar ve durum değerlendirmesi yaparak Hürriyet Gazetesi’nden Kasım GENCE’ye Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı yetkililerini “Takunyalı “olarak niteleyen, hükümeti suçlayan ve olayı kapatan Mali Şube Müdürü’nü öven yazıyı yazdırtmışlardır.

Ertesi akşam İstanbul Valisi ile aynı yerde yemek yiyen Ünal ERKAN ve yardımcıları yemekten sonra Çevik Kuvvet Şube Müdürü Necati ALTUNTAŞ’ı, Kasım GENCE’yi bulup gazeteye gitmesi ve Ankara baskısını alıp gelmesi için görevlendirmişler, Necati ALTUNTAŞ’da görevi yerine getirmiştir.

Hürriyet Gazetesi’ne Kasım GENCE ile birlikte gidip gazeteyi alan N. ALTUNTAŞ “Neler yazmışsınız başımız belaya girecek” demiş, Kasım GENCE ise gülerek “Dün akşam sizinkilerle birlikte yazdık. Onlarla birlikte kaleme aldık” şeklinde cevap vermiştir. Gazeteyi Ünal ERKAN’a götüren N. ALTUNTAŞ “Müdürüm bu yazı başımızı ağrıtır” demiş Ünal ERKAN ise “Merak etme hiç bir şey olmaz” şeklinde cevaplamıştır.

Necati ALTUNTAŞ’ın Hürriyet Gazetesine gidişi Emniyet Genel Müdürü Saffet Arıkan BEDÜK tarafından öğrenilmiş neticede N. ALTUNTAŞ’ın Urfa’ya tayini çıkmıştır.

Ünal ERKAN ve Mehmet AĞAR ise Emniyet Genel Müdürü’ne, İstanbul Valisi Nevzat AYAZ’ı şahit göstermek ve yemin etmek suretiyle olayla ilgileri olmadığını söylemişler ve Genel Müdürü kandırmışlardır. N. ALTUNTAŞ bir tertibe kurban gittiğini söylemekte ve Ünal ERKAN ile Mehmet AĞAR’a çok kızmaktadır.

h) Esasen, Ünal ERKAN başkanlığındaki İstanbul Emniyet Müdürlüğü üst düzey kadrosu, İstanbul’da ki yer altı dünyası ile yakın ilişki içindedir. Bu ilişkinin en büyük koordinatörü emekli cinayet masası şefi Ahmet ATEŞLİ ve Mehmet AĞAR’dır. Ahmet ATEŞLİ 1 Kasım seçimleri için DYP’den aday olmuş, Mehmet AĞAR’da aynı partiden milletvekili olmayı düşünürken bilahare bundan vazgeçmiştir.

i) Banker BAKO olayındaki gelişmeler ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ndeki tayinler üzerine Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’nde 8 Ekim 1987 akşamı geç saatte İbrahim KILIÇ’ın da katıldığı bir durum değerlendirmesi ve izlenilecek strateji toplantısı yapılmış, toplantıya Dündar KILIÇ‘tan para aldığı için bir ara açığa alınan polis memuru Tuncay KATIRCIOĞLU ile gelen İbrahim KILIÇ saat 01:30'a kadar Gayrettepe’de kalmış ve bu saatte Mercedes otosu ile gitmişlerdir. Toplantı Mehmet AĞAR’ın odasında yapılmıştır.

j) Banker BAKO olayının açığa çıkmasından sonra Dündar KILIÇ’ın kızı ve damadı Uğur (ikiside aynı isimde) ile kızkardeşi (aynı zamanda Of’lu İsmail’in eşi) Türkiye’yi terk etmişler İspanya’ya yerleşmişlerdir.

k) İstanbul Emniyeti’nde ve yeraltı camiasında BAKO olayı ve bu olaya bağlı olarak diğer yolsuzlukların meydana çıkmasından büyük tedirginlik duyulmakta, özellikle BAKO olayının aldığı “Politik” şekil rahatsızlık vermektedir.

3.a) Yeraltı dünyasının ünlü isimleri 12 Eylül 1980’den sonra göz altına alınmaları, aranmaları ve birçok faaliyetlerinin ortaya çıkması neticesinde rahatsız olmuşlar ve özellikle Anavatan Partisi’nin, aldığı ekonomik tedbirlerle, illegal gelir kaynaklarını kurutması karşısında, bu hükümete karşı bir tavır olarak muhalif partilere yanaşmışlardır.

Menfaat ilişkilerini her şeyin üzerinde tutan bu grup bir yandan eski İçişleri Bakanı Hasan Fehmi GÜNEŞ kanalıyla SHP’ye sızmaya çalışmış diğer taraftan DYP’li İl Başkanı Yaşar KEÇELİ ve Hüsamettin CİNDORUK kanalıyla DYP ile mevcut yakınlığını pekleştirmiştir. Bu meyanda SHP’nin İstanbul Vatan Caddesi’ndeki bir toplantısına İbrahim CEVİROĞLU (Of’lu Osman’ın yakını) katılarak Fehmi GÜNEŞ ile birlikte oturmuş, aynı toplantıya Ankara Mamak Cezaevi’nde bulunan Dündar KILIÇ büyük bir çelenk yollamıştır.

b) Yeraltı dünyasından DYP’ye sızma ve destek ise irtibatların fazlalığı nedeniyle daha çok olmuştur. Buna misal olarak, partiye Fatih’ten kaydolan emekli başkomiser Ahmet ATEŞLİ, emekli İstanbul Mali Şube Müdürü Cevdet SARAL’ın yanı sıra emekli istihkam Albay Ali İhsan CESUR’da gösterilebilir.

1984 yılında yakalanan Ermeni asıllı anneden doğma Lice’li uyuşturucu ve silah kaçakçısı Behçet CANTÜRK’ün ifadelerine istinaden gözaltına alınan ve ifadelerden Behçet CANTÜRK’ün uyuşturucu kaçakçılığına askeri kamyonlarla destek sağladığı anlaşılan Emekli Albay Ali İhsan CESUR, bütün dünyaca aranan Sarı AVNİ (Avni KARADURMUŞ) ile dünürdür.

Ali İhsan CESUR, Mamak Cezaevi’nden tahliye edildikten sonra bir müddet Beşler Sucukları’nın müdürlüğünü yapmış, daha sonra DYP’ye katılarak Kağıthane ve Beykoz ilçelerinde faaliyet göstermiştir. (Ek-1 resim)

c) DYP- Yeraltı ilişkilerine bir diğer örnek Sadettin BİLGİÇ- Kağıthaneli Kürt HASAN ilişkisidir. Bu çok samimi ilişkinin yanı sıra Yahya DEMİREL’in bir ucu ŞELEFYAN’a diğer ucu Enis KARADUMAN’a uzanan ve sayısız irtibatları kapsayan yeraltı ilişkileri sayılabilir.

d) DYP - Yeraltı ilişkilerinde diğer bir hat ise İl Başkanı Yaşar KEÇELİ’nin yeğenleri vasıtasıyladır. Petrol Ürünleri AŞ ortaklarından olan Hikmet KEÇELİ’nin, Aytekin KOTİL ve Sovyetlere de ilişkisi olup Hikmet ve Aytekin KOTİL’in 22 Mayıs 1981 günü 34 RF 777 plakalı oto ile SSCB Konsolosluğu’na gittiği tesbit edilmiştir.

Kaçakçı armatörler Ziya ve Halis KALKAVAN’lar, altın kaçakçısı Nasrullah AYAN, uyuşturucu ve silah kaçakçısı Behçet CANTÜRK ile yakın irtibatları olan Hikmet KEÇELİ , eski tarihlerde Behçet CANTÜRK’ten 300 milyon TL. borç almış, bu borcun senedi Yapı Kredi Bankası-Mecidiyeköy Şubesinden muhafaza edilmiştir. Nasrullah AYAN’la hayali ihracat işlerinde ortaklık yapan Hikmet KEÇELİ’nin tespit edilen bir görüşmede 30-35 bin tişört aldığı, bunları Nasrullah AYAN’ın istediği yere gönderebileceğini söylediği, Nasrullah AYAN’ın da mal yüklü kamyonla ilgili gelecek arkadaşı ile bunu halledebileceğini bildirdiği anlaşılmaktadır.

Hikmet KEÇELİ’nin ortağı Nasrullah AYAN, Sarp KURAY’ın lideri olduğu Partizan Yolu’nun uzun yıllar finansörlüğünü yapmıştır.

4. Yeraltı Dünyası ile Bürokratlar ve üst kademedeki yöneticiler ve bunların yakınları arasında özellikle İstanbul’dan kaynaklanan önemli irtibatlar bulunmaktadır. Bu ilişkilerin kurulmasında her zaman öncülüğü İstanbul polisinin üst düzey yöneticileri çekmişlerdir.

Genellikle tesadüfi gibi görünen tanıştırmalar, küçük ve zararsız hediyeler, kadın ilişkileri, gece hayatı, bu irtibatların başlangıcı olmaktadır.

İki tip irtibata misal vermek gerekirse şunlar sayılabilir:

(1) Tahsin ŞAHİNKAYA

Tahsin ŞAHİNKAYA, Sarı Avni (Avni MUSULLULU-KARADURMUŞ), Behçet CANTÜRK, Dündar KILIÇ, Fahrettin ASLAN ile inşaat ve ihale mafyasıyla ilişkilidir. ŞAHİNKAYA ’nın bu alandaki ilişkilerine ait , Ankara Sıkıyönetim 4 no.lu Mahkeme Başkanlığı’nda ifadeler , teyp tapeleri ve teyp bantları bulunmakta olup, Selahattin DELİDERE isimli bir silah ve uyuşturucu madde kaçakçısının konuştuğu (Diyarbakır’da) bir teyp bandında adıgeçene Sarı Avni’nin yurtdışında bir villa aldığından bahsedilmektedir.

Tahsin ŞAHİNKAYA’nın İstanbul Emniyet Müdür Muavini Mehmet AĞAR ile yakın irtibatı olup Mehmet AĞAR, adıgeçenin "terzi - elbise temizliği" dahil her nevi özel işiyle uğraşmaktadır.

Ayrıca Dündar KILIÇ’ın avukatlığını yapmış olan Mümin KAVALA’nın Tahsin ŞAHİNKAYA’nın akrabası olduğu söylenmektedir.

(2) Eski Genel Kurmay Başkanı Necdet ÜRUĞ:

Adıgeçenin, İstanbul 1. Kolordu Komutanı olduğu devrede Şükrü BALCI-Fahrettin ASLAN-Hamsi Fuat lakabıyla tanınan Beşiktaş Askerlik Şubesi Başkanı Alb. Fuat DİNÇER ve eski MİT görevlisi Nuri GÜNDEŞ kanalıyla bazı irtibatları olmuştur.

İrtibatları arasında Topal Yaşar lakabıyla tanınan silah-uyuşturucu kaçakçısı Yaşar YAMAK bulunmakta olup, bu şahıs bilahare N. ÜRUĞun tavsiyesiyle MİT tarafından eleman olarak kullanılmış, ancak herhangi bir faydası olmamıştır.

Nitekim 15 Kasım 1981’de PAPİLE isimli turistik bir otelde Hopa Emniyet Amiri’nin de bulunduğu içkili toplantıda Yaşar YAMAK İstanbul’da tutuklandığını ancak çok şey bildiğinden ve üst düzeydeki birçok kişinin başını yakacağını söylediğinden serbest bırakıldığını Tuncay MATARACI’ya da çok haraç verdiğini söylemiştir.

Hamsi Fuat ismiyle tanınan Emekli Albay Fuat DİNÇER, bütün yeraltı dünyası ile çok yakın ilişkiler içindedir. Üsteğmenliğinde battaniye ve askeri kıyafet satarken yakalanan bu albay , Genelkurmay Başkanı iken N. ÜRUĞ’un evine gelip kalan ve senli benli konuşan ender insanlardan biridir.

N.ÜRUĞ, yolsuzlukları kamuoyuna aksetmiş olan Şükrü BALCI’yı ve eski İstanbul Blg. D. Bşk. Nuri GÜNDEŞ’i devamlı himaye etmiş ve Şükrü BALCI’yı adeta kahraman gibi empoze ederek Sn. Cumhurbaşkanımız tarafından mükafatlandırılması sağlanmıştır. Şükrü BALCI ile ilgili yolsuzluk soruşturmalarının da kapatılmasını sağlayan N. ÜRUĞ’dur.

N.ÜRUĞ’un yeraltı dünyası ile diğer bağlantıları İst. Syn.K.lığı Adli Müşaviri Fahrettin AKSOY (Deve Fahri) ve Hakim Albay Şevket KAYIRAN vasıtasıyladır. Şevket KAYIRAN, Tuncay MATARACI’nın Gümrük Müdürü Ali Galip KAYIRAN’ın ağabeyisidir.

N.ÜRUĞ’un oğlu Hadi ÜRUĞ, yıllarca İstanbul yeraltı mafyası ile iç içe olmuş, Dündar KILIÇ’ın maden işlerine girmiş, yeraltı dünyasının işlerini takip etmiştir. Nitekim İR 405 ruhsat ve 660 sicil numaralı Balıkesir ili Dursunbey ilçesi Odaköy civarındaki maden ocağının satış ve işletilmesi ile ilgili mukavelelerde Hadi ÜRUĞ’un ismi yer almaktadır.

Nevzat NAS (Mardinli-Kürtçülük Faaliyeti), Mehmet HADDAT (Giresunlu), Atıf KEÇECİ (İstanbul Emniyet Müdürlüğünde Affan KEÇECİ’nin ağabeyi), Fehmi AYANOĞLU, Kenen NEHRAZOĞLU (Shell’de çalıştı), Selattin BABÜROĞLU, Hakkı MERT, Tekin ALKAN (Mardinli Süryani), Alattin TÜYLÜOĞLU (Dündar Kılıç’ın adamı, Emekli Süvari Albay Ziya AZAK, Işık Finansman (Işık Kamil ÖNOL), Aziz GÜÇLÜ (İzmir’de yeraltı dünyasından), Öznur TAYLAN (İnci Baba ve Abidin NECİMOĞLU’nun avukatı), Çetin GÜVEN (Disk davasına bakan eski Hakim Gnl.) Muzaffer ATILGAN ve Dündar KILIÇ’ın isimlerinin geçtiği bu çok karışık maden işinde Hadi ÜRUĞ , Oğuz KANTAROĞLU’ndan madeni satın alan şahıs olarak gözükmektedir.

Diğer taraftan bir zamanlar İstanbul’da Şişli’de Günaydın Apartmanı’ndaki “Randevucu Mükü’ye “ ait evde sermaye olarak çalışan Gülser BAYER (Gül-Gülser HASTAN) kendisini N. ÜRUĞ’un yeğeni olarak tanıtmaktadır (Dayısı).

Uyuşturucu madde kaçakçılığı yapan Sedat BAYER isimli şahısla evlenen ve Londra’da…… telefonlu 10 Casterbridge Abbey Rood, NW 6 London adresinde oturan ve bilahare kocasından ayrılan Gülser’in bütün yeraltı dünyası ile ilişkisi mevcuttur. G. BAYER, N. ÜRUĞ’un Genelkurmay Başkanı olduğu devrelerde Ankara’ya gelmiş ve N. ÜRUĞ ile telefonla konuştuktan sonra evine ziyaretine gitmiştir. G. BAYER’in annesi İzmir’de oturmakta ve telefonu……dur. G. BAYER, İstanbul’da Ahmet ATEŞLİ’nin basın toplantısı yaptığı Suadiye Oteli’nde kalmaktadır.

N.ÜRUĞ’un kadınlara düşkün olduğu ve 1981 yılında Fahrettin ASLAN’ın İstanbul Sheraton Oteli’nde özel bir odada kalan N.ÜRUĞ’a Emel SAYIN’ı getirdiği bu tarihte Emel SAYIN’ın Fahrettin ASLAN’ın oğlu ile evli olduğu söylentiler arasındadır.

(3) Vali Nevzat AYAZ:

Polislikten gelme Nevzat AYAZ, Başkomiser olduğu tarihte İstanbul Emniyeti’nde tescil Amirliğine bakmış, bu sebeple gazino, kahvehane ve benzeri yerlerin ruhsatlarının verilmesinde Fahrettin ASLAN ve diğer yeraltı adamlarıyla ilişkiler kurmuştur. Birçok olayın arkasında olan Vali AYAZ, Şükrü BALCI ile sınıf arkadaşı ve yakın dosttur.

Fahrettin ASLAN’la ilgili uyuşturucu madde kaçakçılığı soruşturması sürdüğü tarihte, Fahrettin ASLAN’a plaket vermek ve bunu basın aracılığı ile yansıtarak F.ASLAN’ı onurlandırmak suretiyle himaye eden Vali AYAZ, eski Genel Kurmay Başkanı’nın Sayın Cumhurbaşkanımıza müspet empozeleri ile bugüne kadar yerini muhafaza etmiştir.

Şükrü BALCI’nın gayri müslimlerden baskı suretiyle para toplama işinde de adıgeçen Vali AYAZ’ın, kendisini bu görevden almak istediğini bildiği ÖZAL Hükümeti’ne sempatisi yoktur.

Banker BAKO olayının da içinde bulunan Vali AYAZ, BAKO olayının ortaya çıkmasının emareleri gözüktüğü tarihte Hüsamettin CİNDORUK, Emniyet Müdürü Ünal ERKAN ve Cevdet SARAL ile birlikte toplanarak durum değerlendirmesi yapmıştır.

Nitekim Temmuz ayı ortalarında yapılan bu toplantıdan sonra Emniyet Müdürü Ünal ERKAN, basında çıkan yazılarla ilgili olarak Emniyet Müdürlüğünü arayan Adnan KAHVECİ’nin ve diğer üst kademe yöneticilerin kayda geçirilmesi hususunda Güvenlik Şube Müdürü’ne talimat vermiştir. Amaç bu kayıtların ileride ANAP aleyhinde kullanılmasıdır.

Olayın ortaya çıkmasından önce Mali Şube ekipleri Kurtuluş’ta bulunan BAKO’ya ait BESA Şirketi’ne gidip gelmeye başlamışlar, olayın soruşturmasının Savcı Oktay ÇAKIR’a tevdi edilmesinden sonra da İstanbul Emniyeti’ne ait özel ekipler, Savcı Oktay ÇAKIR’ın hareketlerini kontrol altında tutmaya başlamışlardır.

Savcı Oktay ÇAKIR, BAKO ve yeraltı dünyası ile ilişkili Banker Engin CAN’ın bürosunda arama yaparken, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce görevlendirilen özel otolar yakın gözetlemede bulunmuşlardır.
Vali AYAZ, Bako olayında Emniyet Müdürü Ünal ERKAN ve Yardımcısı Mehmet AĞAR’ı korumuş, Hürriyet Gazetesi’nde çıkan ve Ankara’daki yöneticileri “Takunyalılar” olarak niteleyen yazı ile hiçbir ilgilerinin olmadığını ve yazının hazırlandığı gece birlikte yemekte olduklarını, İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü’ne ifade etmiştir.

Esasen İstanbul Emniyet Müdürlüğünün çeşitli irtibatları arasında aşırı sağcı unsurlar bulunmaktadır. Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet AĞAR, Süleymancı Kemal KAÇAR’ın koordinatörlük yaptığı şirketin sahipleri İbrahim ASLAN ve Mahmut ŞAHİN ile yakın temas halinde olup, bu şahıslara gizli kalması icap eden soruşturma ve tahkikatlarla ilgili bilgi vermektedir.

İbrahim ASLAN’a ait Aslan Nakliyat, Tır taşımacılığı yapmakta 150 TIR’a sahip bulunmaktadır.

İbrahim ARSLAN, Malatya Vali şoförlüğü sırasında uyuşturucu ve silah ticareti yapmıştır. Mahmut ŞAHİN’e ait Şahlan Nakliyat, Deniz Ticareti ile iştigal etmektedir. Hira 1-2-3 gemileri bilinmektedir. Şahlan ve Aslan Nakliyat firmalarının genel Koordinatörü Süleymancı lider Kemal KAÇAR’dır.
Yukarıda bahsi geçen isimlerin dışında Yeraltı-Güvenlik görevlisi Bürokrat-İşadamı ilişkileri yönünden önemli isimlere rastlamak mümkündür. Menfaate dayalı bu çok yönlü ve karışık ilişkileri bir ayrı etütle tahlil etmek mümkün olabilir.

Yeraltı dünyasının çeşitli kesimlerle ilişkilerine dair ilginç örnekler müteakip maddelerdedir:

5. İstanbul Mali Şube Müdürünün alınması ve Narkotik Şube Müdürü Sarper BALTACIOĞLU’nun da alınacağının gazetelerde çıkması üzerine İstanbul’da yakalanan uyuşturucu madde miktarında bariz bir artış meydana gelmiştir. Yakın tarihte Gebze’de yakalanan ve İstanbul Valisi ile Emniyet Genel Müdürünün mükafatlandırıldığı olayda tahkikatlar tam olarak yapılmamış, İran'dan baz morfini taşıyan ve imalatı yapan kişiler yakalanmış, olayın içinde bizzat bulunan ve esas organizasyonu ve finansmanı yapan çiftlik sahibi ve uyuşturucunun Avrupa’daki organizasyonunu yapan Volkan isimli şahıs alınmamış, çiftlik sahibinin suçu üstlenen ağabeyi alınmıştır.

3-4 yıldan beri imalat yapılan bu çiftlik İstanbul Polisince bilinmekte ve imalata göz yumulmaktadır. BAKO olayından alınan yara üzerine organizasyonun bir bölümü yakalanarak olay büyük bir muvaffakiyet olarak takdim edilmiştir. Organizasyonda bulunan ve yakalanmayanlar için Hollanda’dan İstanbul Polisine külliyetli miktarda para gönderilmiş ve bunun organizesini de Volkan isimli şahıs yapmıştır. Uyuşturucu organizasyonunun arkasındaki isimler arasında Of’lu Osman (Osman Cevahiroğlu), Of’lu İsmail (İsmail Hacısüleymanoğlu) ve KALKAVAN’lar bulunmaktadır.

6. İstanbul Polisi ile mafya bağlantısını kuran kişi emekli Cinayet Müdürü Amiri Ahmet ATEŞLİ olup, Ahmet ATEŞLİ’nin halen İstanbul Polisi üzerinde Emniyet Müdürü’nden fazla bir etkinliği bulunmaktadır.

Bu etkinlik İstanbul İkinci Şubede bariz bir şekildedir. İstanbul Emniyet Müdürü Ünal ERKAN ve Yardımcıları, Ahmet ATEŞLİ’ye “Baba”, “Ağabey” şeklinde hitab etmektedirler.

Ünal ERKAN daha önce Emniyet Md. Yardımcılığı yaptığı dönemde, Mehmet AĞAR ise, İkinci Şube Müdürlüğü döneminde ATEŞLİ ile yakınlaşmışlar ve böylece polis- yeraltı ilişkileri pekleşmiştir.

Esasen Ankara’da bulunduğu dönemde Kürt Ahmet ve Kemal HORZUM’la yakın münasebeti dikkati çeken Ünal ERKAN’ın İstanbul’a tayini bir hayli polemiklere sebep olmuş ve Sn. Başbakan ÖZAL’a iyi bir şekilde takdim edilmesi ve Başbakanca desteklenmesi üzerine kadrosuyla birlikte İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne verilmiştir.

Ünal ERKAN’ın Ahmet TURGUT ve Kemal HORZUM ile ilişkileri ve bunun mahiyeti hakkında kayıtlarımızda Kasım 1987 ayı içinde Haydar KOÇ tarafından yapılan açıklamalar paralelinde bilgiler bulunmakta olup , bu bilgiler eski tarihlerde Cumhurbaşkanlığı’na ve Başbakanlığa not olarak da sunulmuştur. Ünal ERKAN’ın ekibine ayak uyduramayan Kemal YAZICIOĞLU kadrodan dışlanmış ve Ankara’ya Teftiş Kurulu’na verilmiştir. Kadro dışındaki Mehmet AĞAR ise Ünal ERKAN’ın en yakın mesai arkadaşı haline gelmiştir.

İfade edildiğine göre son 20 yıl içinde bu dönem kadar İstanbul’un kanunsuz ve kontrolsüz kaldığı, yeraltı dünyasının bu kadar himaye gördüğü dönem görülmemiştir.

Adıgeçenler, kendilerine en büyük destek olan üst makamlarına karşı dahi, politik olarak zayıfladıklarını tahmin ettikleri ve menfaatleri ağır bastığı zaman, oyunlara girme ve çok yönlü hareket etme temayülündedirler.

7. İstanbul Emniyeti, emekli olan Ahmet ATEŞLİ’ye İkinci Şube’ye ait 75 model bir Mercedes tahsis etmiş ve bir koruma ile şoför vermiştir. Şoförlüğünü halen İkinci Şube Birinci Kısım’da 4451 kodlu ekipte görevli Karadeniz’li Mustafa isimli polis memuru yapmıştır.

Bu aracın çok dedikodu çekmesi üzerine 1 ay önce Mercedes ve görevliler alınmış, bunun yerine yeni bir zeytuni renkli 131 otomobil verilmiştir. İstanbul’da mafya tarafından işlenen birçok cinayetin “faili meçhul” bir şekilde kapanmasını veya faillerinin değiştirilmesini sağlayan Ahmet Ateşli’nin yakın tarihte Gündüz KAPTANOĞLU tarafından öldürülen “Tilki Selim’in” olayını da faili meçhuller arasına soktuğu belirtilmektedir.

Ahmet ATEŞLİ’nin aşağıdaki olaylarda kilit rol oynadığı bildirilmektedir:

(1) Savcı Marlon KEMAL’in öldürülmesi olayı
(2) Şarkıcı Esengül’ün öldürülmesi olayı
(3) Of’lu İsmail’in yurtdışına kaçırılması
(4) Kaybolan Banker Servet olayı
(5) Kürt İdris’in Boğaz Köprüsünde eroinle yakalanıp salıverilmesi olayı
(6) Beyoğlu İtalyan Oteli’ndeki kesikbaş cinayeti olayı
(7) Telemen olayı
(8) Dündar KILIÇ’ın yazıhanesinde vurulan Bahriye’li lakaplı şahsın ölüm olayı
(9) Eroinci BAYBAŞİN’in vurduğu İbrahim ÇALIŞKAN olayı
(10) Ziya KALKAVAN’ın kızının ölümü
(11) Ocak Pastanesi sahibinin yaralanması olayı
(12) Tarık ÜMİT’in vurulması olayı

1979’da ŞELEFYAN’ın teneke ihalesine Dündar KILIÇ, Şadan KALKAVAN ve Gündüz KAPTANOĞLU ile katılan ve hisse alan ATEŞLİ bu tarihten sonra KALKAVAN’lara ortak olmuş ve Şadan KALKAVAN’ın silahını taşımaya başlamıştır.
KALKAVAN’ın Gebze Dil İskelesinde bulunan Sedef Gemi İnşaat Şirketi’ne Ahmet ATEŞLİ’de ortaktır. 5.nci maddede bahsi geçen çiftliğe yakın olan bu yerden KALKAVAN’ların uyuşturucu madde kaçakçılığı yaptığına dair duyumlar mevcuttur.

Diğer bir duyuma göre Ahmet ATEŞLİ’nin Suadiye Bağdat Cad. Öncü Sok. Özlem Apt. No: 1 Kat:5 adresindeki dairesini Of’lu Osman (Osman CEVAHİROĞLU) hediye almıştır.
8. Mehmet AĞAR’ın hemşehrisi Kebapçı Set Kemal’in geçen kış Kürt İdris’in yeğeni Nihat’ı vurma hadisesi ile Kemal’in ağabeysi Kenan’ın 1 kişiyi öldürme hadisesi İstanbul Polisince kapatılmıştır.

Yakın tarihte öldürülen Fevzi ÖZ’ün şoförünün olayı da faali meçhul cinayetler arasına girmiş ve Fevzi ÖZ’ün ifadesi bile alınmamıştır. Ayrıca silah ve uyuşturucu kaçakçısı Zihni İPEK, hükümlü Lokman KONDAKÇI, uyuşturucu kaçakçısı Enis KARADUMAN gibi aranan yüzlerce şahıs, İstanbul’da rahatlıkla gezmekte, hatta bazıları gece klüplerinde ve umuma mahsus yerlerde polislerle birlikte olmaktadır.

Mehmet AĞAR, Fındık kralı diye bilinen Lokman KONDAKÇI’yı bir yeraltı grubuna dövdürmek ve sonra himayesine almak suretiyle Lokman’la yakınlık kurmuş, keza hayali ihracatın büyük isimlerinden Turan ÇEVİK’e de baskı kurdurarak aynı yakınlığı sağlamıştır.

Yeraltı dünyasını Ankara’daki üst düzey bürokratlara da AĞAR empoze etmekte ve Turan ÇEVİK , Fevzi ÖZ , Necdet ULUCAN gibi ünlü isimleri üst düzey bürokratlarla ve hatta bakanlarla tanıştırarak bağlantılarını sağlamlaştırmakta, faaliyetini legalize etmektedir.

9. Mehmet AĞAR, Nihat CAMADAN, İsmail TAŞKAFA, Ziver ÖKTEM ve Necati ALTUNTAŞ’ın gayrimeşru paraları Mehmet AĞAR’ın dayısı Yılmaz AKÇADAĞ ve ortağı Ekrem GOCAY’a verilmekte, bu şahıslar da paraları büyük iş adamlarına vererek faiz almaktadırlar. Perşembe pazarında otomobil yıkayıcılığı yaparken kısa zamanda demir ticareti ve faizcilikle milyarder olan Ekrem GOCAY ve ortağı Yılmaz AKÇADAĞ’ın Kabataş Set üstünde yazıhaneleri vardır.

Mehmet AĞAR’a ait 18 adet ev ve arsa tapusu, dayısı Yılmaz AKÇADAĞ’ın boşanmış olan eşi Şükran AKÇADAĞ’ın üzerindedir. Dayısının eski eşi bu tapuların üzerinde gözükmesinden rahatsızdır.

10. 12 Eylül’den sonra Dündar KILIÇ’ın Bandırma’da gözaltına alındığı tarihlerde bir DEV-SOL mensubu, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’na 12 Eylül’den önce ve sonra Dündar KILIÇ ve kardeşi İbrahim KILIÇ’la zaman zaman buluştuklarını, her buluşmada adıgeçenlerden 200 bin TL. Para ve 20 kutu mermi aldıklarını ihbar etmiş, ihbarın tahkiki İstanbul Birinci Şube Müdürlüğü’ne verilmiştir.

Olaya Elazığ’lı kebapçı Set Kemal’in tavassutuyla o tarihte İkinci Şube Müdürü olan Mehmet AĞAR ve Birinci Şube Müdürü Tayyar SEVER müdahale etmişler ve Birinci Şube Müdür Muavini Alican ÖZGENLER ve Başkomiser Celal ALTINTAŞ’ın muhalefetlerine rağmen olayı kapattırmışlar, soruşturmayı Başkomiser Celal’den alarak başkasına vermişlerdir. Sorgulamada İbrahim KILIÇ’ın ifadesine başvurulmuş, Dündar KILIÇ’ın evi ve işyeri usulen aranmış ve İbrahim KILIÇ’ın ihbarcıyı cezaevinden tanıdığı ve hastası olduğu için para verdiği şeklindeki beyanına itibar edilerek ve ihbarcıya baskı yapılarak olay kapatılmıştır. Olaydan sonra Başkomiser Celal ve Alican ÖZGENLER pasif görevlere alınmışlar, her ikisi de İbrahim KILIÇ’ın kendilerine renkli TV. hediye etme teklifini reddetmişlerdir.

Dündar KILIÇ ve kardeşi İbrahim KILIÇ ile DEV-SOL’dan Paşa GÜVEN, Hüseyin SOLGUN, Dursun KARATAŞ ve MLSPB’den Hasan ŞENSOY’un yakın irtibat ve işbirliği olmuştur.

11. Ünal ERKAN ve Mehmet AĞAR’ın gizli ve önemli buluşmalarını yaptıkları Etiler Ulus Mahallesi’nde ve Kadıköy- Bostancı’da iki ev vardır. Ulus Mahallesi’deki ev Diyarbakır’lı Vekin AKTAN’ın üzerine olup, parası Behçet CANTÜRK tarafından ödenmektedir.

12. Mehmet AĞAR’ın yurtdışı bazı bağlantılarını özellikle Arap Ülkelerinde dansözlük yapan dostu Yonca YÜCEL yürütmektedir. Yonca YÜCEL’in İstanbul Adresi: Teşvikiye Cad. 66/8 Celal Apt. olup, telefonu…….dır.

Mehmet AĞAR Ankara’ya geldiğinde Yonca Yücel ile ……telefonla görüşerek, konsomatris Nur’un evinde buluşmakta ve kalmaktadır.

Turan ÇEVİK, 3 yıl kadar önce Mehmet AĞAR’a 5 milyon değerinde bir saat, Lunaparkçı Osman KAVRAN 86 Yılbaşında 5 adet beşi bir yerde ve AŞÇIOĞLU grubunun adamı, kaçakçı ve kuyumcu Cavit’de Mehmet AĞAR’ın eşi Emel’e bir Reno 5 almıştır.

Mehmet AĞAR, İstanbul’da …..nolu telefonda bulunan Pınar isimli bir kadını Emniyet Genel Müdürlüğü’nde çok üst rütbede bir kişiye sürmüş ve bu şahsın Pınar ile olan ilişkileri ve fotoğrafları İstanbul Emniyeti’nce şantaj olarak kullanılmıştır.
Mehmet AĞAR’ın Turan ÇEVİK, Burak SAĞMAN ve bazı bürokratlarla ortak hayali ihracat işleri vardır. Mehmet AĞAR’ın bu işlerini Ankara’ya sık sık gidip gelen şoförü Polis Memuru Necdet takip etmektedir. Necdet’in hakkındaki söylentilerin açığa çıkması karşısında yakın tarihte polislikten ayrıldığı ve Ayvalık’ta Belediye’ye ait 160 yataklı bir oteli kiraladığı belirtilmektedir.

13. Turan ÇEVİK, Burak SAĞMAN, bazı bürokratlar ve Artist Nazan ŞORAY, 1986 sonlarında Ankara Başkent Gazinosu’nda birlikte görülmüşler, bunu takip eden günlerde Burak SAĞMAN’ın yönetim kurulu başkanı olduğu Atlas A.Ş.’nin Antalya’da bir gemide yakalanan 80 milyarlık hayali ihracat olayı meydana çıkmıştır.

Olayın kapanması için Mehmet AĞAR ve Turan ÇEVİK’e yakın bir Devlet Bakanı teşebbüslerde bulunmuştur.

14. BAKO olayı dolayısıyla tayini çıkan ve DYP’den adaylık için müracaatta bulunan Mali Şube Müdürü Cevdet SARAL, 1987 içinde Fevzi ÖZ, Necdet ULUCAN, Berber YAŞAR, Emin GÖRPE ve Mehmet Ali YILMAZ isimli yeraltı dünyasının tanınmış isimleri ile ortak olarak 17 milyarlık hayali ihracat işi yapmıştır.

Cevdet SARAL ve Mehmet Ali YILMAZ, aday listelerinin belli olacağı tarihte Ankara’ya gelmiş ve birlikte Büyük Ankara Oteli’nde kalmışlardır.

Cevdet SARAL’ın bir arkadaşı ile kaleme aldığı belirtilen Kalın Kara İnce Beyaz isimli ve Aycevren imzalı, Bilman basımevi tarafından basılan bir kitabın AP’ce finanse edildiği söylenmektedir.

15. Yüksel KAZANCI isimli bir şahıs ile İstanbul Emniyet Müdürü Ünal ERKAN arasındaki ilişkilerle ilgili bir ihbarda aynen şöyle denilmektedir. (İhbarı yapan şahısla temas kurulması mümkündür.)

Yüksel KAZANCI:

Yaptığı iş; Yurtdışında otelcilik, Genelev işletmeciliği, Sancak Bar (büfe), beyaz kadın ticareti vs. ve beyaz işi.

Bu konuda Hollanda Polisi’nin bilgisi var. Beyazla ilgili daha önce İstanbul’da vuracaklardı başaramadılar. Devreye müdür girdi. Durumu Şişli Emniyet Amirliği biliyor. Şu anda İstanbul’da bir fabrika açtı, müdür veya bir yakınının hissesi olduğu biliniyor. Yüksel KAZANCI ve tüm çevresindeki beyaz işi yapanlar müdürle bağlantı içindeler. Geliş ve gidişlerinde müdür özel araba gönderiyor, müdür ilişkisini, tanıdığım Hollanda’daki bazı polis yetkilileri biliyor. Yüksel KAZANCI, müdür İstanbul’a atandıktan sonra, tüm bağlantıları İstanbul’da yapmaktadır. İstanbul görüşmelerinin büyük bir kısmı Divan Otel’de yapılmaktadır. Müdürle bağlantıları konusunda daha geniş açıklama
yapabilirim. Durumu Genel Müdür’e, Galip Bey’e, Bakan’a, gerekirse Başbakanımıza istenildiği şekilde intikal ettiririm.

16. 5 ağustos 1985 tarihinde Milano’da Bülent GÖKBEN, Mehmet Serdar ALPAN, Fikri PAHPAROĞLU, Fahrettin ÖZDEMİR isimli şahıslar 10 kilo 230 gram eroinle yakalanmışlardır. İtalya Polisi, yakalananların üzerinde bulunan telefon numaraları meyanında İstanbul….ve …..telefonlarını vermişlerdir. Kaçakçılık Daire Başkanlığı, bu telefonların nerelere ait olduğunu İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden sormuş, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ise genel bir cevap ile olayı geçiştirmiştir.

Esasında her iki telefon da İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar’ın makam telefonlarıdır. (Sirkeci ve Gayrettepe’deki). Mehmet Ağar’ı bu telefonlardan arayanlardan bir diğer şahıs ise Londra…. nolu telefonda bulunan Halil PERİL’dir.

Kulüpçülük ve uyuşturucu kaçakçılığı yapan Halil PERİL, Kıbrıs’ta Con Aziz adıyla bilinen yeraltı dünyasına mensup Aziz Mehmet KENT’in adamıdır ve Of’lu Osman (Osman CEVAHİROĞLU) ile irtibatlıdır.

17. İstanbul Emniyeti’nde genelev, fuhuş yeri ve kumarhanelerden paraları İkinci Şube Ahlak kısmının Ekip Amiri Komiser Fikri toplamakta ve bu paralar, Ahlak Kısım Amiri Hasan CEYHAN ve İkinci Şube Müdürü Ömer TÜZEL vasıtasıyla İstanbul Emniyeti’nce üst makamlara aktarılıp bölüşülmektedir.

Tahtakale ve Kapalı Çarşı’daki döviz ve para işlerini ise İkinci Şube Müdür Yardımcısı Cavit OKÇUOĞLU organize etmektedir. Eminönü Emniyet Amiri Haluk GÖZEN de bu işlere yardımcıdır. Ancak Haluk GÖZEN bu işlerden rahatsızlıkta duymaktadır.

Cavit OKÇUOĞLU’nun Sirkeci Doğu Bank İş Hanında kuyumculuk yapan Bektaş isimli ortağı vardır.

18.Cevdet SARAL’ın Hürriyet gazetesi’nden Kasım GENCE ile ortak, Hasanpaşa Kuşdili’ne giderken sağ kolda, Söğütlüçeşme Camii altında Evren Elektronik isimli bir dükkanı olduğu ve kaçak elektronik eşya satan bu dükkanın bilahare Doğu Bank İşhanına taşındığı bildirilmektedir. Ümraniye’deki Netaş telefon firmasının süpermarketinin 97 hissesi de Evren Elektronik Şirketi’ne aittir.
19. Jaguar’ın Türkiye temsilcisi Zeki BERBEROĞLU, (İsmail Hacı SÜLEYMANOĞLU -Of’lu ile ortaktır).

Jaguar’ın eski yıkılan Tarabya Çamlık’taki yeri de Of’lu İsmail’e aittir. Bu yerde daha önce Dündar KILIÇ’ın “Cem Boya Fabrikası” bulunuyordu.

Güneri CİVAOĞLU Jaguar olayından dolayı Güneş Gazetesi’nden ayrılmak zorunda kalmıştır. Zira bu yayın hem olayın arkasında Of’lu İsmail’in ve yeraltı dünyasının olduğunu açığa çıkartmış, hem de Of’lu İsmail’in mülkünün yıkılıp elinden alınmasına sebep olmuştur.

Diğer önemli bir husus ise yayının Mehmet Ali YILMAZ’ın ihalelerini tehlikeye düşürmesidir.

Zeki BERBEROĞLU bilahare İzmit’te Of’lu İsmail’in yeğeni Hızır HACISÜLEYMANOĞLU ile ortak bir büro açmıştır. Bu büronun açılışı Derince Ro-Ro seferlerinin başlaması tarihine tekabül ettiğinden, amacın kaçakçılık faaliyetine yönelik olduğu değerlendirilmektedir.

20. Kamu kesiminde birçok kişinin tanıdığı Terzi Mualla, 3 yıldan beri Dündar KILIÇ’ın dostu (gayrimeşru karısı) ile birlikte ortak konfeksiyon işi yapmaktadır. Terzi Mualla’nın aktör Kadir İnanır’la (Karadeniz’li) uzun zamandan beri beraber yaşayan kızı Canan ÖZBEK’in Dündar KILIÇ’ın kızı ve damadı Uğur (Her ikisi de Uğur) ile yakın ilişkileri mevcuttur.

Yeraltı dünyası, Terzi Mualla ve Canan kanalıyla bazı ilişkiler kurmak çabalarındadırlar. Terzi Mualla ve Canan’la, Şarkıcı Hülya SÜER Emniyet müdür Muavini Mehmet AĞAR ve Gazeteci Rauf TAMER de yakın ilişki içindedirler.

21. BAKO olayının ortaya çıkmasından birkaç ay önce Selçuk KURT isimli bir Rizeli şahıs ile İzmir’de demir ticareti ile uğraşan TOPRAK soyadlı bir şahıs, yeraltı dünyasının ülkücü kesiminden bir şahsa 1 bavul dolusu sahte Devlet Tahvili ile giderek bunların piyasaya sürülmesinde ortaklık teklif etmişlerdir. Selçuk KURT’un aşırı solcu olduğunu ve Yugoslav Komünist Partisi’nden üst düzeydeki şahıslarla irtibatının olduğunu öğrenen ülkücü şahıs bu teklifi kabul etmemiş ve olayı yakını olduğu kaynağa iletmiştir.

Kaynak, senetlerin Yugoslavya’da bastırıldığını ve kağıdının İtalya’dan temin edildiğini, organizasyonun içinde Yugoslav Komünist Partisi’nde üst düzeyde bir şahsın bulunduğunu ve Selçuk KURT ile TOPRAK’ın, İbrahim KILIÇ, Erdoğan ARSLAN ve Banker BAKO ile iltisaklı olduğunu kendisine bilgi veren arkadaşına atfen bildirmiştir.

22.İstanbul’da yeraltı dünyası ile ilgili bütün olaylar, Şişli Adliyesi’ne intikal etmektedir. Bu adliyedeki savcılardan üçü Trabzon’lu olup Dündar Kılıç ve Of’lu grubuyla yakın ilişkileri vardır. Yeraltı dünyası ile ilgili davalara da hep aynı ağır ceza mahkemeleri bakmaktadır.

23. Yeni Mali Şube Müdürü Orhan UZELER, daha önce Behçet CANTÜRK’ten rüşvet almaktan soruşturma geçirmiştir.

Elazığ’lı olan Orhan UZELER’i, hemşehrisi Mehmet AĞAR ve Emniyet Müdürü Ünal ERKAN müffetişlere karşı himaye etmişler ve aklanmasını sağlamışlardır. O. UZELER, Ş.BALCI leyhinde tanıklık yapmıştır.

Orhan UZELER’in Mali Şube’sindeki odasında Orhan UZELER, Şükrü BALCI, Tayyar SEVEN, Cevdet SARAL, Gazeteci İrfan ÜLKÜ ve Kasım GENCE toplanarak, Atilla AYTEK ve MİT’e karşı yapılacak yayımları planlamaktadırlar. (Böyle bir toplantı 3 Kasım1987 günü akşamüstü mezkur yerde yapılmıştır.)

24. Güvenlik Kuvvetleri’nin kanuni görevlerinin ifası sırasında zaman zaman çeşitli teknik dinleme yoluna başvurduğu bilinmektedir. Bu cümleden olarak Emn. Gn. Müd.lüğü’nün ilgili birimlerinin ve İst. Emn. Md.’nün telefon dinleme çalışmaları yaptığı, bu amaçla belirli bir organizasyonun bulunduğu da bilinen hususlardandır. Ancak özellikle İst. Emn. Müdürlüğü’ndeki dinlemelere ilişkin uygulamaların görevin ifasından çok, kişisel amaçlarla kullanıldığına ilişkin duyumlar intikal etmektedir. Bu durumun çeşitli açılardan komplikasyonlara yol açacağı izahtan varestedir.

25. Yukarıda yeralan ve özellikle İstanbul Emniyet Müdürlüğü mensuplarının faaliyetleri ile ilgili olan iddiaların bir kısmının Emniyet Genel Müdürünün bilgisine intikal ettiği anlaşılmaktadır. Buna rağmen, Emniyet Genel Müdürünün iddiaların üzerine gittiğine ilişkin hiçbir emarenin bulunmaması, bunun yanı sıra, İstanbul Emniyet Müdürü ile ilgili bir sabıkalının açıklaması üzerine, “maiyetini korumanın” ötesine geçecek şekilde gösterdiği tepkinin, üzerinde düşünülmeye değer hususlardan olduğu değerlendirilmektedir.

26 Mayıs 1987 tarihinde yazılan Şahin imzalı bir ihbar mektubu Ahmet ATEŞLİ’nin kapattığı cinayetlerle ilgili bir ihbar sureti ilişikte sunulmuştur. Ihbarda “Amir Bey” diye bahsedilen Ahmet ATEŞLİ’dir.

Ayrıca İstanbul İkinci Şube’de 1967’den beri görevli olan ve 5 yıl Ahmet ATEŞLİ’nin şoförlüğünü yapmış bulunan Mümin MANDİL’le yapılan bir görüşmenin band tapesi ekte sunulmuştur. Kimliği afişe edilmediği ve kendiside bir zarar gelmediği takdirde Sayın İçişleri Bakanına da daha teferruatlı açıklama yapabileceğini ifade eden MANDİL’in anlattıkları, İstanbul’da polisin himayesinde ve kontrolünde yapılan kanunsuz faaliyeti bariz bir şekilde sergilemektedir.

MANDİL, Ahmet ATEŞLİ’nin Suadiye’deki ……….. no’lu ev telefonu ile Şadan KALKAVAN’ların Karaköy’deki yazıhanesi ve bazı önemli isimlerin telefonlerının dinlenmesi halinde bütün faaliyetin ve kanunsuz işlerin ortaya çıkabileceğini beyan etmektedir.

Mandil’in görüşmesinin ikinci sayfasında bahsettiği Orgeneral muhtemelen Ulusoy’larla yakınlığı olan eski Genelkurmay Başkanı Nejdet ÜRUĞ’dur. Vali Nevzat AYAZ’ın da Ulusoy’larla yakın ilişkisi olup, Sinagog baskını olayını, Vali Nevzat AYAZ, Cemal ULUSOY’un yatı ile Fethiye’de bulunduğu zaman haber almıştır.

27. Netice ve Kanaat

Netice olarak şunu belirtmekte fayda vardır. Kaçakçılık örgütlerinin asıl amacı kolay yollardan kazanç elde etmektir.

Kaçakçılık yoluyla bir ülkenin otoritesinin sarsılması rejimin çökmesi, ekonominin yok olması, insanların güçsüz ve amaçsız yetişmesi ülke içerisindeki kaçakçı örgütlerini pek etkilememektedir. Kaldı ki bu sonuçlara ulaşmak uluslararası kaçakçılığın amaçları içindedir.

Yurtiçinde ve yurtdışında her türlü kaçakçılık faaliyetlerinde bulundukları bilinen kişilerin maddi durumlarının ve sosyal yaşantılarının çok yüksek düzeyde olması kamuoyunda özendirici bir etki yaratmakta, ekonomik durumları bu denli iyi olan kaçakçı örgüt patronları, sahne ve sinema sanatçılarıyla, yetkili ve etkili kişilerle dostluk kurabilmekte, basının kendilerinden övgüyle bahsetmelerini sağlayarak toplumun çeşitli kesimleri üzerinde psikolojik etki yaratabilmektedir.

Özellikle siyasi partilerde ve bürokraside söz sahibi kilit kişileri etkileyerek yasal engelleri aşabilen bu kişiler , genellikle sosyo-kültürel alanda çağdaş çizginin altında kalmış, kaçakçılığı, gayrimeşru kazancı bir suç niteliğinde dahi görmeyen ve adeta meşru kabul eden kişilerdir.

Tabiatıyla zamanla devlet organlarının çeşitli kademelerine sızabilen bu kişileri suçlamak kolay kolay mümkün olmamakta suç sadece zincirin ucunda bulunan piyon elemanlara yüklenebilmektedir.

Günümüzde , kamu görevlileri ve güvenlikle vazifeli kişiler kaçakçılığı somut bir kanunsuz ekonomik kazanç şekli olarak değerlendirmemeli, belli bir ideolojik görüş taşımasalar bile, yıkıcı ve bölücü güçlerin ideolojisine hizmet eden düşman devletlerin hasmane politikalarına yarayan, bu faaliyete müsaade ve müsamaha etmemelidir.

Zamanında birçok olayın "müesseseler yıpranmasın" felsefesi ile üzerine gidilmemesi, faillerinin saklanıp olayların kapatılması, müesseseleri kurtarmış ancak zaman içinde bundan zarar gören devlet olmuştur.

Olayların üzerine gidilirken müesseselerin devlet için var olduğu unutulmamalı, yeraltı dünyası ve devlet düşmanları ile mücadele eden görevliler yalnız bırakılmamalıdır.

Arz ederim.

EKLER

1. Em. Albay Ali İhsan CESUR’a ait fotoğraf sureti,
2. Gülser BAYER (HASTAN) ve randevucu Mükü’nün resmi
3. Mayıs 1987’de gönderilen Şahin imzalı ihbar mektubu sureti
4. Mümin MANDİL’le yapılan görüşmenin tapesi
5. Ahmet ATEŞLİ ile ilgili ihbar mektubu sureti,
6. Şükrü BALCI ile ilgili dosya özeti
7. Kaçakçılık ve Devletin güvenliğine etkileri isimli bir konferans notunun ilgili bölümleri .