Babalar Operasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Babalar Operasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2009 Pazartesi

1. MİT Raporu Ekleri: Mümin Mandil'in Anlattıkları.



(Uzun yıllar İstanbul Emniyet Müdürlüğü İkinci Şube'de görev yapmış olan polis memuru Mümin Mandil ile 7 Ekim 1987 tarihinde yapılan bir görüşmenin bant çözümü...)


7 Ekim 1987 - İstanbul

Tanışma hatır sorma vs. konularda konuştuktan sonra;

İstanbul 66 Vilayetten ayrı bir vilayettir. Ben İstanbul’da aşağı yukarı bütün Emniyet Müdürleriyle çalıştım. Bir süre şarka gittim, tekrar İstanbul’a döndüm. Gelmiş geçmiş Müdürlerin içinde en dürüstü Mustafa Yiğit, o da en kısa kalan müdürlerden. Kemal Yazıcıoğlu Beyde dürüstü. O kadar dürüsttü ne oldu. 6 ay beraber çalıştık. Belli bir kadroyla geldi ama Ünal Bey (Ünal Erkan) İstanbul’da Müdür muavini iken Ahmet (Ahmet Ateşli) bey ortaokul mezunu, birinci kısım amiriydi. Hatta orta okul mezunu da değil, ilk okul mezunu bir adama Ünal bey Ahmet baba, Ahmet ağabey diye hitap ederdi.

1967’de mesleğe İstanbul’da başladım. şarka gittim, geldim. 18 senem hep İstanbul’da ikinci şubede geçti. Meslekte iki sefer yaralandım. Hayatta en çok zoruma giden kişi Ahmet Ateşli’ydi. Onun yapısını çevresini çok iyi bildiğim için bunu da garip görmüyorum. 1982 sonbaharı veya 1983 ilkbaharında Şükrü Balcı’nın Emniyet Müdürü olduğu zaman da İzmir Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’nın şahsına özel mektupla Ahmet Ateşli’nin eroin işi yaptığını, bunu İstanbul’dan İzmir’e getirdiğini, İzmir’den roro gemisine, boş şoförsüz Mercedes arabaya koyarak İngiltere’ye Osman Cevahir’e,..................... de onun adamlarına gönderdiği yazıyor. Mercedes polisin kullandığı çeynç (Motor ve şase numarası değiştirilmiş araba) bir makam arabası. Bu ilk sefer değil, ilk sefer olmasına imkan yok. Bir seferinde İngiltere Polisi araba gemiden inerken arabaya el koyuyor. Eroin çıkıyor ortaya. Polis arabanın nereden sevk edildiğini araştırıyor ve İzmir’den konulduğunu anlıyor. İnterpol'den İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne yazı geliyor. İzmir Emniyet Müdürü Şükrü Balcının bizzat kendisine mektup yazıyor. Şükrü Balcı Ahmet Ateşliye telefon açıp, ‘kuyruğun elimde’ diyor. Ahmet Ateşli de ‘aman beyim al 5 milyon, al 20 milyon, al 10 milyon’ ha bire bastırıyor. Şükrü Balcı da tabii yazıyı atıyor sümen altına. İzmir Emniyet Müdürlüğü yazı bekliyor. Birinci yazı, ikinci yazı. O zaman İzmir Emniyet Müdürü kim bilemiyorum. Şükrü Balcının son dönemleri ile Mustafa Yiğit’in Emniyet Müdürü olduğu dönemdi. Şükrü Balcı gittikten sonra Mustafa Yiğit geliyor. İzmir Emniyet Müdürlüğü bu sefer ona yazıyor. Mustafa Yiğit de hakkında muamele yapmıyor. Sadece İkinci Şube, Birinci kısım amirliğinden alıp Beykoz Emniyet Amirliğine gönderiyor. Sadece onu yapabiliyor. Ateşli bu görevde 8 ay kalıyor. Cebinde Ali Tanrıyar’ın telgrafı, Başbakan da dahil torpillerle tekrar gerisin geriye geliyor. Mustafa Yiğit’in raporu, Ankara’ya ne rapor yazdıysa o kadar acı ki görevinden aldı. Fakat tekrar geri geldi. Ateşli ortalığa bir laf yaydı. ‘Ben adama tükürdüğünü yalatırım’ bunu bizzat mafya alemine, İstanbul’un ileri gelen kişilerine yaydı. O zaman ki İzmir Emniyet Müdürü’yle görüşüldüğünde ne gibi yazı yazdığını öğrenmek mümkün. İzmir Emniyet Müdürü olayın üstünde çok durdu ve Şükrü Balcı’ya çok kızdı. Öyle ya insan bir cevap verir.

Büyük şirketlerin batma durumu iflasları falan oluyordu. ..........Mustafa diye bir adam, Mustafa Ulusoy olacak, piyasadan 4-5 milyar para toplamıştı. Hatta Dündar Kılıç’ın cebinde bunun 2 milyarlık senedi vardı. Bir paşa girdi araya, Orgeneral mi ne Mustafa Ulusoy’un adamıymış. Bu sefer Dündar ile Paşa tartışmaya başladılar. Araya başkaları girdi. Olaylar kapandı. O tarihte büyük şirketler batmış, ihtilal olmuş, şirketler alacaklarını alamamışlar. Mecburen piyasaya 500 milyon, 1 milyar, 2 milyar borcu olmuş. Ne yaptılar bunu iflas gösterdiler. 500 milyonluk senedim, çekim var ama kanunen bir şey yapamıyorum. Mecburen adam gitti Dündar Kılıç’a, siz Dündar Kılıç’ı biliyorsunuz İstanbul Mafyasının en büyük beyni Ahmet Ateşli. Bir kısmının haricinde Karadeniz mafyasının beyni Ahmet Ateşli'dir. Emniyet ile irtibatlıdır. Hatta ordu ile de irtibatlıdır. Bilirsiniz asker savcı mı ne açığa alınacaktı, sürgün oldu. Albay mıydı neydi, Süleyman Takkeci (ismin yanlış söylendiği ve Şevket Kayıran’dan bahsettiği anlaşılıyor. Ahmet Ateşli’nin bir numaralı adamıydı. Her zaman gelirdi Ahmet Ateşli’nin yanına. Ateşli ise onun yanına pek gidemezdi. Askeri şeyin içine giremezdi de, Süleyman Takkeci hafta demeden Ahmet Ateşli’nin yanına gelirdi. Mesela ben geliyorum Dündar’a diyorum ki ‘Benim 500 milyonluk çekim var bunu tahsil et yarısı senin yarısı benim’ Dündar da haliyle ‘bunu tahsil ederim ama ne kadarını tahsil edeceğimi bilemiyorum. Edebileceğim kadarının yarısı senin yarısı benim işine gelirse’ Bakıyorum ben kanunen bir şey yapamam, adamın gırtlağına basıp ta çekip ben alamam, çünkü ben bir ticaret adamıyım. Benimde gayri resmi bir adamım olmadığından bu işi kim yapar, Dündar Kılıç yapar. Dündar Kılıç alıyor eline çekleri, senetleri, açıyor adama telefonu. Bu parayı 1 hafta on gün veya 1 ay içinde ödeyeceksin diyor. Aksi halde ben Dündar Kılıç’ım öldürürüm seni diyor. Ahmet Ateşli’ye telefon ediyor. Ahmet Ateşli’nin makamında özel bir telefonu bulunuyor. Özel telefondan Ahmet Ateşli’ye böyle bir durum var diye bildiriyor. Dündar bu arada borçlu kişiyle devamlı irtibat halinde ve adamlarını gönderiyor. Artık iş öyle bir duruma geliyor ki Ateşli’nin sağ kolu bir memur, ekip şefi Erkan Şat diye bir memur altlarında bir mercedes araba, bu araba çeynç. Haliyle anarşi dönemi, halk tedirgin olmuş ama anarşi temizlenmemiş. Ellerinde MP-5 veya Akrep, silah çelik yelek mevcut. Erkan haliyle ekip şefi, bir tanesi şoför diğer ikisinde MP-5 ve Akrep ellerinde. Dündar Ateşli’ye telefon ediyor. Filan yerdeki adres, yazıhane veya fabrikaya gidin, araba orada dursun. Araba zaten sivil araba. Arabadan bir tanesi MP-5 ile insin, etrafında bir tur atsın, ondan sonra gitsin. Tabii bu durumdan Erkan’ın haberi var ama o gariban üç memurun hiçbir şeyden haberi yok. Ateşli Erkan’a anons ediyor, ‘görüşelim’ diyor. Görüşelim deyince biz uyanıyoruz işe, muhakkak diyoruz özel bir iş var. Ekibe talimat verdiği zaman ‘kısmı arayın’ diyor. Erkan’ı aradığı zaman ‘görüşelim’ diyor. Tabi bu arada Erkan’a veriyor adresi. Erkan gidiyor adresi buluyor, yukarıya çıkıyor bilmem ne yapıyor, memurlar arabanın etrafında dolanıyorlar. Bir yandan da Erkan’a küfür ediyorlar ana avrat. Erkan, Ateşli’ye anons ediyor malum yerdeyiz diye. Ateşli de Dündar’a telefon açıyor, ‘şu anda malum yerdeler’ diyor. Dündar bu sefer şahısa telefon açıyor, ‘Bak dışarıda beyaz bir Mercedes göreceksin’ diyor. ‘Sen polisten başka silahlı adam dolaşmaz zannediyorsun ama, bak bakalım adamların elinde ne var’ diyor. Adam bir bakıyor pencereden hakikaten elinde MP-5 ile dolaşan bir kişi görüyor. MP-5 sadece polis de olacağını adam düşünemiyor, ‘tamam’ diyor. ‘Bana 3 gün, 5 gün müsaade et, paranı ödeyeceğim.’ 3, 5 gün sonra para şakır şakır ödeniyor. Dündar 500 milyonu alıyor eline, adama diyor; ‘250 benim 250 senin’ Ahmet Ateşli’ye dolar lazım, mark lazım. Şükrü bey para lazım diye Ahmet’e söylüyor. Amerika’daki çiftliğe para lazım diyor, ver 5 milyon, 10 milyon dolar, mark... Ateşli anında gönderiyor. Şükrü Balcı bir Emniyet Müdürü, baş müdür. Birinci kısım amiri Ahmet Ateşli’nin makamına geliyor, makam koltuğuna oturuyor, ‘benim karnım aç bana yemek ver’ diyor. Aşağıya yemekler söyleniyor, kebaplar falan. Bir baş müdür kalkıyor orada yemek yiyor. Aslında birbirlerini hiç sevmezlerdi eskiden. Tabii işin içine menfaatler girince iş değişti. Ahmet Ateşli emekli olduktan sonra altına ikinci şubenin kullandığı çeynç 280 Mercedes arabası, şoförü ve koruması verildi. Tabii ikisi de polis memuru. Arabanın bakımı şubece yapılıyordu. Şoförlüğünü uzun süre kısımdan memur arkadaş Mustafa kılıç yaptı. Aslen Trabzonludur.

(Dündar Kılıç’tan ve Kürt İdris’ten, Kürt İdris’in emniyetteki akrabası polis memurundan bahsediliyor.) Hatta Şişli Emniyet Amirliği’nin karşısında (İdris’in akrabası) kulüp falan açmıştı. Şişli Emniyet Amirliği’nin tam karşısında. Geçen kış barbut attılar dedikodu oldu. Rıdvan Bey bu işe nasıl müsaade ediyor diye, nasıl bu kadar kumar oynatıyor. Bizim teşkilat içinde bu mevzu olmuştu.

(Şişli Emniyet Amirliği’nin yanından girilen bir avlu içinde ve Şişli Emniyet Amirliği’nin arkasında bulunan ve Şükrü Balcı zamanında açılan diğer bir kumarhaneden bahsediliyor.)

Onu da çok duydum. Maalesef şimdi daha berbat. Sirkeci’de Doğubank iş hanı vardı. Kimse basamaz. Yıllardır buraya Türkiye’nin kaçak elektronik malzemesi girer, çıkar. 20 senedir Sirkeci’deyim ama, Doğubank İşhanı’na 20 sefer girmemişimdir.

(Hürriyet gazetesi polis muhabiri Kasım Gence ile İstanbul Mali Şube Müdürü Cevdet Saral’ın Doğubank İşhanı’nda ortak elektronik dükkanı olduğundan bahsediliyor ve adı geçenlerin Ümraniye’de 3000 üzerinde işçi çalıştıran Netaş Telefon Fabrikası’nın marketini işlettikleri, Enis Karaduman’ın Darıca’da Kartal isimli bir yatta saklandığı, Zihni İpek’in sakal bıraktığı ve silahlı olarak polis hüviyetiyle dolaştığı, hüviyeti muhtemelen Ahmet Ateşli’nin temin ettiği, Zihni İpek’in 1973’ten sonra THKP-C mensubu Yüzbaşı Haldun Yeşil’le ortak kahve işlettiği hususları konuşuluyor.)

Şöyle bir şey söyleyeyim, Zihni İpek kumardan başka hiçbir şey düşünmez. Bazen büyük gazinolarda eğlenir. Para olduğu zaman almasını sever. Ahmet Ateşli keza hiç parası olmadığı zaman 100-300 okey oynar. Yani 100.000 – 300.000. Bu öyle bir şeydir ki, turu var, onu bunu var... kalkan milyonlarla kalkar. Ahmet Ateşli’nin ev hayatı yoktur. Evde 1 saat durduğu zaman canı sıkılır. Kahveye gider, kahvede 5 dakika oturdu mu yine sıkılır. Hemen adamlarını toplar, bulur okeyi kurar. Veya akşam oldu mu kafa dengi arkadaşlarıyla poker oynar. Poker 1 milyondan aşağı değildir. Ahmet Ateşli’yle 5 sene beraber çalıştık. 5 sene 24 saatin asgari 16 saati birlikte geçiyordu. Geriye kalan 8 saati de istirahattı. Herkes diyor ki ikiniz kedi-köpek gibisiniz. Zaman gelince de birbirinizden vazgeçmediniz. Ahmet Ateşli öyle birisi ki beni 3 ay ekibe veriyor, 3 ay içeride çalıştırıyor. İçerideyken iş de vermiyor. Veya 6 ay içerideyim, 6 ay dışarda. Sebebi onun kendi politikasıdır. Ben devamlı dışarıda kalsam dışarıyı öğreneceğim. İstanbul’u biliyorsunuz bir adamın yanına 1 ay uğramasanız, sen adamı unutursun adam seni. Cemiyetten ne gelmiş ne geçmiş bilemesiniz, kaybedersiniz. 2-3 ay önce ortaya bir şey yayıldı; kimden duysam Ahmet Ateşli çok kötü durumdaymış, senin bildiğin gibi değilmiş, o kadar çok ağlamış ki ‘Cebimden 200-300 bin çıkarıp veresim geldi’ dediler. Bende keşke verseydiniz dedim (Gülüyor) Bunu bir kaç yerden beş-altı defa duydum. Allah Allah dedim. Meslekteyken hiç uğramadığı şahıslara, hatta ekiple aldırttığı kişilerin yazıhanesine uğrayıp, parasızlıktan dert yanıyor. Bu böyle dediğine göre, bir yerden bir vurgun vuracak veya vurdu diye düşündüm. Rahat bir şeyler yapacak, başka bir şeye yorumlayamadım.

Vuruldum. Allah ekmeğimizi kesmedi. Daha yaşayacakmışız. MLSPB, Birinci Şube’ye bir istihbarat gelmişti. Beykoz olayında bir polis ölmüştü. Bir akşam Balat'ta oturuyoruz, arkadaş kumar oynuyor. Bende telsizi dinliyorum. Sonra telefon geldi. Ahmet Ateşli’yi kısıma çağırdılar. Beraberce gittik. Kısımdan anons etti, ekipleri topladı. Çelik yelekler, akreplerle donatıldık. Karşıda adres vardı, oraya gittik. Anadolu yakasına. Adresin birinden iki kişiyi aldık. Hatta silah çekti biri bize, onları aldık. Aksaray’a geldik, baskınlar yaptık. Oradan Merter’e geldik. Ateşli’nin belinde devamlı özel silahı şarjörlü Simith Wesson vardı. Silahını eline alır, her yere onunla giderdi. Elinde bulunan akrep silahı ise bana verirdi. Merter’de Akrep’i bana verdi, kendisi çelik yelek giydi. Üç arkadaş çelik yelek giydi. Kapıyı çaldık, aynı Beykoz’daki olay gibi kız kapıyı açtı, içerden yaylım ateşi başladı. Yaylım ateşi sonucunda, Smith Wesson’un horozundan seken kurşun buna isabet etti. Ondan sonra arkadaşların çelik yeleklerine isabet etti. Amca ile Ömer Çereken, İvan, Çanakkale Bölge Başkanı Tamer Tabak, iki tanesi ölmüştü. Bir tanede yaralı kalmıştı. Bu olayın devamı olarak 10-15 kişi toplanmıştı.

Arkadaşın evinde Merter’de oturuyorduk. 15-20 kişi odada oturuyoruz, sohbet ediyoruz. Ateşli bana ‘seninle hemşehriyiz’ dedi. O Samsun Çarşambalı, ben Alaçamlıyım. ‘beş senedir de beraberiz. Benim başıma bir olay geldi, bunlar bizi rahat bırakmazlar, istiyorsan seni başka bir kısıma vereyim’ dedi. Affedersiniz bende dedim ki; ‘Benim kanımda puştluk gezmiyor. Bir olaya girdik, bir olay yaşadık, 5 sene gecemiz-gündüzümüz beraber geçti, çok çatışmalara girdik’ (Başının yanlarını göstererek) bir buradan sıyırdı, bir buradan sıyırdı. Koltuk altından deldi geçti, kendimi yere attım, kalçamdan da bir kurşun yedim. Halen kurşun duruyor. Bir gün yattım hastanede kurşun derindeydi. Profesör yarar alırım dedi, fakat etrafta sinirler var, şimdi bir şey olmaz yarın ihtiyarladığında çekme yapar. Dursun ne zaman rahatsız olursan, gel o zaman alırım’ dedi. Hastanede bir gün kaldım, yalnız bir odada yatıyordum. Üzerimde silah falan yok. Bizim kısımdan üç kişi geldi, sonradan ikisi gitti. Bir tanesi yanımda kaldı. O da beni korumakla görevliydi. MP5’i attı yatağın üstüne, sabaha kadar horul horul uyudu. Bende sabaha kadar oturdum, sabaha kadar sigara içtim. Tabii duymuşlar, İzmit’ten falan akrabalar geldi. Sonra akrabalarla birlikte eve geldim. 20 gün evde kaldım. Oğlum 5 yaşında, oğlumu bakkala gönderiyorum, beylik silahımda yanımda değil. Allah’tan şahsi silahım var, 14’lük. Oğlanı bakkala gönderiyorum, eve gelip zile bastığında çocuğu, 14’lü silahla karşılıyorum. Kapıyı başkasına da açtırmıyorum, kendim açıyorum. 20 gün evde kaldım, sıkıldım sonra daireye gittim. Memlekete gitmek istediğimi söyledim. 45 gün memlekette kaldım. İstanbul’a döndüğümde bazı kişiler bana gelip geçmiş olsun, bazı kişiler ise arkamdan köşeyi döndüler diyordu. Ben ‘Ne köşeyi döndüm’ diye sorduğumda, ‘Size milyonlar verdiler’ diye cevap aldım. Benim milyondan filan haberim yok, 2 aydır İstanbul’la irtibatım yok. ‘Senin haberin yok mu Ahmet Ateşli’ye ve şoförüne kampanyalar açıldı, Dündar Kılıç ile Oflu Osman kampanyalar açtılar, aramızda kalsın’ diyorlar. Birde böyle latife yapıyorlar. Bende ‘böyle bir şey istemiyorum, hayatımın kurtulduğuna şükrediyorum’ diye cevap veriyorum. Bunları işite işite iyice bıktım. Bu arada Ahmet Ateşli’nin ikinci ameliyatı olmak için hastaneye yattığını öğrendim. Osman Kavran'a gittim bu ne iştir diye sordum. ‘Ben Ahmet Ateşli’yi severim, seni de severim fakat böyle bir kampanyadan haberim yok ama şimdi Ahmet Ateşli’yi ziyarete hastaneye gideceğim, öyle bir şey olup da sana haber vermiyorsa onun ağzına bilmem ne yapacağım’ dedi. ‘Ona ilk yıldızı verdirttiren benim, benim sayemde amir oldu, eğer sana böyle kalleşlik yaparsa...........’ dedi. ‘Aman Osman Ağabey ben sana sordum. Senden başka bir kimseye sormayacağım, seninde kimseye bir şey söylemeni istemiyorum. Bundan sonrada kimseye inanmıyorum’ dedim. Tabii Osman Kavran duru mu Ahmet Ateşli’ye gidiyor. Ağzına geleni söylüyor, ondan sonrada araları iyi olmadı. Ateşli on gün sonra taburcu oldu, kısıma geldi. Gelir gelmez beni çağırttı. Ondan sonra zaten anarşi benim peşimde, devamlı arkama adam taktılar. Mahalleye gelirken silahlı geliyorum. 14-15 yaşında çocuklar arkama takılıyor. Bir gün bir tanesini kovaladım ama yakalayamadım. Ertesi gün daireye geldiğimde, birinci kısımdan çağırdılar. Gittim şahıs yakalanmış oradaydı. Yakalandığında cebinden kağıt çıkarıp, ağzına atmak istiyor. Arkadaşlar mani oluyor. Kağıdın bir tarafında benim adım, soyadım, ev adresim, diğer tarafında ise adresimin verileceği şahsın yani benim evime 200-300metre mesafede oturan MLSPB’nin vurucu gücü Selami Şahin’in adresi. Bu Siyasal Bilgiler Fakültesi terk. Onu iki sene sonra Sultan Çiftliği’nde inşaatta amelelik yaparken yakaladık. Neyse Ateşli beni çağırdı. ‘Sen’ dedi, ‘Oflu Osman’a, Dündarlara gitmişsin, onlardan para istemişsin’ dedi. Bende ‘Ne Oflu Osman’a, ne Dündar’a gittim, Osman Kavran’a gittim’ dedim. Ateşli döndü, ‘ Bugüne kadar sana yedirdiğim içirdiğim haram olsun’ dedi. Sen şefsin, ben senin şoförünüm. Bir yere gidiyoruz, polisiz ama sıfatımızla, ama paramızla, biz bir gün bir yerden bir yere paramızla gitmedik. Sizin yanınızda para verilecek olsa ben mi vereceğim, haliyle siz vereceksiniz. Bende dedim ki; ‘ Maaşından kaç lira yedirdin şimdiye kadar. Maaşından bana bir bardak su içirdiysen haram olsun’ dedim. 15 dakika odasında o bana, ben ona. En nihayet ceketimin düğmesini açtım vuracağım kesin. O sırada odaya Rıdvan girdi. Ondan evvel içeriye başkomiser Murat Çıkrık girdi. Gasp Masası’nın amiri Murat Bey’e ‘Çık dışarıya’ dedi. Kovdu içeriden. Adamcağız ‘Özür dilerim ağabey’ dedi çıktı dışarıya. Rıdvan girdi içeri, Rıdvan’ı görünce bir şey demedi. Başladı Rıdvan ile konuşmaya, fakat ben hala susmuyorum, devamlı konuşuyorum. Elini beline atsa veya çekmecesine atsa çekip vuracağım. O duruma geldik. Baktım ki benimle konuşmuyor. Rıdvan ile konuşuyor. Rıdvan da memur arkadaş, onun çantacısı, torbacısı. Baktım onunla konuşuyor, küfür ettim ettim, çıktım dışarıya. O gündür, bu gündür beni bulsa bir kaşık suda boğacak. Fakat piyasaya beni sağ kolu olarak empoze etmiş. Bana bu olaydan beri taktığı lakap ‘Tahtası Eksik’tir. Genellikle bu lakabı kullanır. Beni bir gün karşısına aldığı taktirde bütün gazetelere bayrakları çekeceğimi bildiği için, kesinlikle karşısına almak istemez. Hatta kendisinden sonra gelen müdürlere tembih etmiş. Sefer bey’e de bunu kesinlikle oradan almayın demiş. Hatta Kemal Bey ile ben 6 ay çalıştım. Bir gün Hamdi Ardalı oğlunu evlendirmek için Ankara’dan geldi. Kemal Bey, Hamdi Bey’le Tekirdağ’a gidin dedi, gittik. Hamdi Ardalı’nın oğlunun düğününü yaptık. Pazar günü gelirken ikimiz konuşuyorduk. Çocuklarda arkada uyuyorlar. Bazı mevzular açıldı. İzmir’de eroin işini ben Hamdi Bey’e anlattım. Hamdi Bey de bu durumu Kemal Bey’e anlattı. Kemal Bey de bilmeden beni Anadolu’ya sürgün etmeye kalktı. Beni görevden aldı, hatta bir hafta gittim geldim bana araba vermedi, bana görev vermedi. Sonradan öğrendiğime göre Kemal bey Ankara’da benim tayin işimle uğraşıyormuş. Bu ötekinin kulağına gidiyor. Ateşli çıkıp, Kemal Bey’e ne yapıyorsun diyor. Ve bana kısımda kalsın, kesinlikle bir yere gitmeyecek diyor. Benim tayinimi durduruyor. Kimse oynayamadı bu adamla, Ecevit dahil.

Partili dönemde bütün İstanbul İl Başkanları bunun elindeydi. 1978’de Unkapanı Sigara Fabrikası sendika seçimlerinde ülkücülerin başa geleceğini anlayan solcular, ülkücü sendika başkanını vurdular. Cibali Karakolu 5 kişiyi aldı, akabinde olayı bize bildirdiler. Erkan’ın ekibini gönderiyorlar. Ekip şahısları alıp, kısıma getiriyor. Bu sefer solcuların başkanları karakola gidiyorlar. Karakolun başkomiserini ve memurları tekme tokat dışarı atıyorlar. Bu arada elinde çanta ile bir avukat ve bir şahıs geldi. Bende koridorda geziyordum. Bana bizim adamlarımızı almışsınız, çabuk verin dediler. Bir de yanlarında Sarı lakabıyla tanınan arkadaş var. Korkut Bey’in şoförü ‘Ne istiyorsun kardeşim, eğer bir şey istiyorsan bak burada amirimiz var’ dedi. Bu esnada Ateşli dışarı çıktı, ne oluyor dedi. Vatandaş ise Ateşli’ye sana ne diyor. Bunun üzerine Ateşli peki deyip, içeri girdi. Bir müddet sonra konuşmalar devam edince, Ateşli tekrar çıktı ve bu kısmın amiriyim, konuşmak istediğin bir şey varsa benimle konuş dedi. Adamları alıp, içeri girdi. Biz kapının önünde konuşmaları duyuyorduk. Ateşli konu nedir kardeşim dedi. Onlarda adamlarımızı almışsınız dediler. Adamlar buradaysa bir tahkikat vardır dedi. Adam Vali benim arkadaşımdır dedikten sonra karşılıklı küfürleştiler ve bizi çağırdı. Ateşli’nin emri üzerine bunları nezarethaneye attık. Öteki adam avukattı, biz unuttuk. O da çekip gitti ve ortalığı ayağa kaldırdı. Derken iş Ankara’ya kadar intikal etti. Olay devrin Başbakanı Bülent Ecevit’e kadar intikal etti. Akşam 5-6 sularında bir telefon Vali Bey’e, Vali Bey’den o zaman müdür muavini Kenan Koç’a, Vali, Ahmet Ateşli’nin silahını, kimliğini derhal alın, Başbakanın emri. Kenan Koç Beyefendi lütfen buraya kadar gelin’ dedi. O da “ilk önce benim silahımı, kimliğimi alın sonra onunkini de alırsınız” diyor. Öyle deyip, telefonu kapatıyor. Vali Bey bu sefer Emniyet Müdürüne açıyor telefonu. Emniyet Müdürü de aynı şeyi söylüyor. Emniyet Müdürü ve muavini Ahmet Ateşli’yi çağırıyor, durumu öğreniyorlar. Ateşli’de hemen CHP il başkanını çağırtıyor. Yukarıda biraz konuştuktan sonra adam gidiyor ve devrin Başbakanı Bülent Ecevit tekrar valiyi arayarak, başkomiserin göreve dönmesi için emir veriyor. Valide zaten görevden almamıştım diyor. Düşünebiliyor musunuz bir Başbakanı bile mat etmiş bir adam. Bu kadar kuvvetli, içki masalarında profesör olsun, doçent olsun. Çünkü 5 senedir hep beraberdik. Hiç bir zaman sen arabada bekle veya git demezdi. Sadece binde bir kadın mevzusu olursa bana sen git kafanı dinle, şu saatlerde gel derdi. Dündar Kılıç’ın yanına dahi beraber giderdik. Hatta ilk zamanlar şöyle oldu; Dündar Kılıç’ın yazıhanesi Şişli Camii’nin karşısındaydı. Bu 200-300 metre mesafede arabayı durdurup, sen bekle diyordu. Elindeki el telsizini de bırakıyordu. Ben 1-2 saat sonra geleceğim diyordu. Telsizi iyi dinle diyordu. Bir kaç sefer bekledim, bir gün kendi kendime bu nereye gidiyor dedim. Takip ettim, baktım Dündar’ın yazıhanesine çıktı. Ben de döndüm arabayı alıp, yazıhanenin tam karşısına çektim. Orada durdum. Tabii o da benim oraya gittiğini öğrendiğimi anladı. Dündar’ı da 1967 den beri tanırım. Oflu İsmail’i buradan kaçıran Kılıç, onların dayı dedikleri bir adam, şimdi ismini hatırlayamayacağım ve Ahmet Ateşli, üçü Hilton'da Dündar’ın kral dairesi vardı... o akşam bana geldi İsmail gelecekti, gelmedi dedi. Halbuki İsmail yukarıda idi ve orada konuştular, onlara akıl verdi. Hatta Malatyalılar bana düşman oldu dedi. Daha sonra İsmail Karadenizli, Ateşli Karadenizli deyip, bölgecilik yapmaya başladılar.

(Meslekten atılan daha önce deniz polisinde görevli komiser muavini Savaş Çınar’ın bir deniz motoru olduğu ve bu motorla Bulgaristan Hücum botlarıyla Türk sularına gelen Oflu İsmail’i alarak Ateşli ile görüştüğünden bahsediliyor.)

Ben olayı o şekilde duymadım da Oflu İsmail’in Maslak’taki evinde aşağı yukarı yirminin üzerinde kurt köpeği vardı. Köpeklerini sevdiği kadar, karısını çocuğunu, annesini sevmezdi. Psikopat adam köpeklerini görmeye haftada bir, on günde bir Bulgaristan’dan geliyordu. Türk kara sularına kadar Bulgar hücumbotlarıyla oradan bunların kömür ocakları vardı, oraya bir yere çıkıyordu. Karaburun’da Fethi Çağatay’ın köşkü vardı.

Şunu da söyleyeyim size, Fatih’te Hayri Enişte diye bir kaportacı var. Siirtli, İstanbul’da zula işini yapan tek kaportacı budur. Vatan caddesinde parkın karşısında Kıvırcık İsmail’in kahvesi var, bu İsmail’in kız kardeşiyle evli zaten, ondan buna enişte diyorlar. Bu yazın ilkbaharına kadar orada çalışıyordu, altı-yedi aydır görmüyorum. Hatta 1 hafta önce İsmail’e ‘Hayri nerede’ diye sordum. Fatih’te dedi. Vallahi ne yaptığını bilmiyorum, kamyonet almış dedi. O zaman uyandım, demek aynı işi yapmaya başladılar. Bunun kadar araba zulası yapan adam yoktur. İyi zulacıdır. Fatih’te iki tane kaporta, kaynak filan dükkanı vardır. Kendisi çalışmaz. 3-5 tane çocuk işçisi vardır, kalfası vardır, onlar çalışırlar. İş olduğu zaman bizzat kendisi çalışır. İzmir işini bu yaptı, Mercedes’te zula işini bu yaptı. O zamanlar Fethi Kamil denilen memur arkadaş, şimdi komiser muavinidir. Zamanında pavyonda polislerden dayak yemiş ve bende polis olacağım diyerek, 1968 senesinde polisliğe geçmiş. Muazzam şoförlüğü vardır. Ateşli’nin ve Erkan’ın ise şoförlüğü yoktur. Erkan, Fevzi öz vasıtasıyla eroini alıp Ateşli’ye götürür. Ateşli, Erkan, Fethi götürürler. Fethi arabayı kullanır. Arabanın zulasına yerleşir, İstanbul’dan İzmir’e üçü birlikte giderler. Feribota koyarlar, İngiltere’ye gönderirler ve oradan filan kişi arabayı çeker. Fethi Bitlis’te şarkını yaptı. İstanbul’a getirmeye çok çalıştılar ama olmadı. Herhalde Uşak’ta. İzmir Emniyet Müdürü’nün yazmış olduğu yazıda, İngiltere’ye giden malı bu üçü buradan İzmir’e götürüyorlardı. Ancak Erkan Şat eroini Fevzi Öz’den temin ediyordu. Erkan Şat’ın, Fevzi Öz’le arası çok çok iyiydi. Erkan Şat şu an Kastelli’nin yanında para taşıyor. Hatta bu sabah buraya geldi. Merak ettim, bir işi olmayınca kolay kolay gelmez. Ateşli de öyle.

(Ateşli’nin faaliyetleri konusunda, İkinci Şube’den gelme Emniyet Müdür Muavini Mehmet Ağar’ın bilgisi olması gerektiğinden bahsediliyor.)

Bakın ben size şunu söyleyeyim, ihtilal olmuş, Mehmet Ağar Birinci şube Müdür Muavinliği’nden İkinci Şube Müdürlüğü’ne atanmıştı. Bir örgüt almıştık, akşam olmuş arkadaşlara öğretiyorduk, adamı askıya aldık sorguluyoruz Mehmet Ağar da Birinci Şubeci ya birazda hevesi var. Bu arada kısımda bir de Ermeni olayı vardı. Mahmutpaşa’da bir Ermeni. Ermeniler için Amerika’da açılan bir hesaba çok külliyetli miktarda dolar aktaran bu şahıs sorgulanıyordu. Benim kişisel kanaatim ASALA’ya parayı bu gönderiyordu. Ve olay üzerinde çalışıyor, bir de örgüt ile uğraşıyorduk. Bunlar bir örgüt, bir kısmı yakalandı. Ele geçen Amerika’daki bir hesap numarasının yırtılması karşılığında 5 milyon nakit teklif ettiler. Arkadaşlar yok dediler, ancak arkasından bir şey çıkmadı.

(Vedat Kumdagezer -Sarı Vedat- isimli Ermeni asıllı bir şahıstan bahsediliyor.)

Mali şube, Klas Kuyumcusu’nun sahibi olan (Varujan Kumdagezer) o adamı yakaladı. 4 senedir halen firar, halen İstanbul’da. Geçen duydum altında 280 mercedes araba varmış. Ekseriye onun bölgesi Yeşilyurt’tur. Ama dükkanı hala Çuharcı Han’da. O Çuharcı Han’da Mehmet Kılıçarslan vardı, onu çok eskiden tanırım. Cinayetten girdi, çıktı filan. Mehmet Kılıçarslan tanıştırdı beni Varujan’la. Önce Vedat diye tanıştırdı, sonradan öğrendim Varujan olduğunu. Bunlar İtalya’dan boyuna takılan zincir getiriyorlar. Hatta o sırada samimi söylüyorum, Mehmet Kılıçarslan dedi ki, Mümin ağabey, bir adam ortağının oğlu ile yeleğinin içinde 15 kg falan altın zincir gönderiyor. Gelen adam Bağcılar’da oturuyor. Yugoslav arabasıyla geliyor. Yugoslav polisi yeleği benden aldı, içini boşalttı, iki saat sonra boş yelekleri verdi diyor. Filan falan... yelek nerede, yeleği de vermedi diyor. Mehmet bu Vedat’ı bana gönderdi, Ateşli o zaman Beykoz’a gitmişti. Ben ekip şefiyim. O zaman bende beyaz bir mercedes vardı. Metin Ağabey vermişti. O zaman Vedat, ‘Böyle bir durum var ağabey, bunu çıkart’ dedi. ‘Bu adamı hiç olmasa bize boş şeyleri versin, ortağımdır, bize kazık mı attı nedir’ dedi. Tabii ben bu durumu bilmiyordum. Sen polissin adamı al, ufak tefek sorgulama yap dedi. Sana bahşiş 1 milyon lira vereyim dedi. Hatta bir akşam çocuğu Bağcılar’da Jandarma Bölgesinden aldım kısıma getirdim, nedir oğlum dedi. Ortağın oğlu İtalya’dan bana boş şeyler vermiş ve Yugoslav polisi aldı diyeceksin demiş. Mali Şube bunun ortağının işçisinin üzerinde altın yakaladı. Bunun üzerine bir süre kayboldu, bizim işte yattı. Ondan sonra da piyasadan kayboldu. Fakat bir senedir duyuyorum, onun dükkanının üst kısmı vardı. Orada oturduk, çiğ köfte yedik, rakı filan içtik. Ondan sonra arkadaşlardan biri geldi, Varujan filan dedi, sonradan aklıma geldi, ondan sonra anladım Ermeni olduğunu.

İşte o akşam biz ayrı tarafta soruşturma yapıyoruz, öbür tarafta Cavit Okçuoğulları filan Ermeni soruşturmasını yapıyorlar. Bir ara Mehmet ağabey bizim yanımıza geldi, Ateşli girdi bunun koluna öbür tarafa gittiler. öbür tarafta bir kıyamet ‘Hırsızlar, hırsızlar...ben hırsızlarla çalışmam’. O zaman da Şube Müdür Muavini Ahmet Şahinalp’di. Biz de bu feryat nedir diye oraya doğru geldik. Bir de baktık Mehmet Ağabey’in bir koluna Ahmet Ateşli, bir koluna Ahmet Şahinalp girmiş. Ahmet şahinalp ağzını kapatmaya çalışıyor, halen Mehmet ağabey, ben sizlerle çalışamam diye bağırıyor. Tabii bizim yetkimizin dışında olduğundan aradan yarım saat geçti, geçmedi biz ayrıldık. Suçludan bazı bilgiler aldık, dışarıya baskıya gitmemiz gerekiyordu. Bende gitmemiz için Ateşli’nin odasına girdim, bir girdim ki bir şişe viski açılmış, Ahmet Ateşli, Ahmet Şahinalp, Mehmet Ağar viski içiyorlardı. Ne olduysa ondan sonra oldu. Aslında Mehmet Ağar çok dürüst, çok iyi adamdı. İşte ilk aşıyı vuran o akşam oldu. İlk iğne o akşam yapıldı. Ondan sonra o da Ahmet Ateşli’ye hitap ederken Ahmet ağabey diye hitap ederdi. Ünal Erkan da Ahmet Ateşli’ye Ahmet ağabey diye hitap eder. Tek ters düşen kişi Kemal Bey’dir. Ömer Bey ile geldiği günden beri içli dışlı, canım ciğerimdir. Ahmet Ateşli halen İkinci şubede etkindir. Şubede bir değiştirme olacağı zaman Ahmet Ateşli’nin dediği olur.

Başkomiser İlhan bir zamanlar Komiser Muavini, bizim büro amiriydi. Türkiye’de aşırı solcu olarak, bilinçli olarak kimi tanırsanız onun üstündedir o. Bu devirde de duruyor o. Ben bunu Komiser Muavinliği’nde Ateşli’ye söyledim. Ahmet ağabey vücudumuzda hala solcu kurşunu var, bu adamla ben ekipte çalışıyorum. Hani geçinemezlikten değil dedim, bir de Kahramanmaraşlı bir memur vardı, memuriyetten önce Kahramanmaraş’ta ayağından yaralanmış. Biz ekipte neden yaralandın diye sorduk, o da bize düğünde arkadaşlar ateş ederken yaralandım demişti. Meğer sonra duyduk ki, Kahramanmaraş olaylarına bizzat gitmiş, olaylarda yaralanmış. Ben bunların ikisini Ahmet Ateşli’ye defalarca söyledim. Bak dedim bunlar ikisi de aşırı, bunlar bizim kısmımızda yaramayan kişiler. Sonradan memurun tayini çıktı. Bizim kısımdan bunu niye göndermiyorsun dedim. Ateşli bu adam ilerde Emniyet amiri olacak, Emniyet Müdürü olacak, icabında Valiliğe kadar çıkacak. Ağacı yaşken eğsen bir şeyler olur, eğmesen bu memleketin başına çıban olur gider dedi. Bende bir adam kendi kendini eğitirse bir şey olur, çünkü benim kardeşim, ağabeyim ne olursa olsun aynı durumda bir adamı ne kadar eğitsen zamanında beyni yıkanmıştır, bitmiştir işi. Bu Türkiye’de en bilinçli solcusundan daha bilinçli solcudur. Üzerine okumadığı kitap, yazı, makale yoktur. Kafası da muazzamdır, zehir gibidir. Hatta Kemal Bey ilk geldiğinde beraber çalışıyorduk. Hatta bazen kendini duyurmak için anons eder, o zaman Kemal Bey şube Müdürüydü, bu masa amiriydi. Kemal Bey anons ettiği zaman, bu da hemen kendi ekiplerine anons ederdi. Hatta Kemal Bey bir kere bu çocuk ne kadar zeki dedi. Ben de evet kafalıdır, fakat içinin ne olduğunu biliyor musunuz dedim. Nedir dedi, bende durum bu bu merkezde dedim. Yapma ya, ben bunu bir inceleyeyim dedi. Sonra ne oldu, ne yapıldı bilmiyorum.

(Alaattin Çakıcı’dan ve İstanbul polisinin Alaattin Çakıcı’ya karşı diğer yeraltı dünyası ile birlikte hareket edip, ezmeye çalıştıklarından bahsediliyor.)

İstanbul Mafya alemi olan bir şehir. Bugün eski mafyadan, eski kabadayılardan hiç bir eser kalmamıştır, bitmiştir. Heybetli babasının mirasını yiyor. Halen Fevzi Öz gizli mafya, o da Ateşli ile Erkan’la işler yapıyor. İkisinin direktifleriyle işini yürütüyor ve duyduğuma göre o da İstanbul’u parsellemeye başlamış. Unkapanı, eski halin oraları, çay bahçelerini, oto parkları onun kontrolü altına girmiş diye geçenlerde duydum. Dün akşam biri dedi ki; Fevzi Öz şoförünün katilini bulana 50 milyon mükafat vaat etmiş. Tamam dedim, bu işi o yapmış. Şimdi bir altı aydır içerde, kalemde çalışıyorum. İstanbul^da altı aydır ne bir cinayet olayına bakıyorum, nede ilgileniyorum. Altı aydır olan olaylardan kolay kolay haberim olmuyor. Olayları dışarıda ki arkadaşlardan duyuyorum. Ben Bakanlık, Genel müdürlük, Vilayetler arası yazışmaları yapıyorum. Başkada hiç bir şeye karışmıyorum, kabuğuma çekildim. Artık öyle bir duruma geldik ki, bunlar bizim şahsi sorunlarımız. İstanbul’da kurdular bir derebeylik, ben şu Ünal Erkan dönemi kadar derebeylik görmedim. Olmaz bu kadar olmaz. Astığı astık, kestiği kestik. Şimdi ben yan bir adım atmaya korkuyorum. Gerçi emekliliğimi hakkettim. Şu anda kimseye karşı gelmeye korkuyorum. Hatta tamire gidecek bir ekip otosu, zar zor beni eve daireye getirip, götürüyor. Arabada siren vardı, söktüm sireni. İstanbul’un trafiği malum, birisi bağırıyor, birisi küfür ediyor. Araba sivil, bende sivilim. Vatandaş gibi gidip, geliyorum ki eskiden olacak, ben şey yapacağım. İndim mi aşağıya o şoförün ağzını burnunu kırmadan bırakmazdım. Şimdi düşünüyorum birisine bir karşı gelsem.

Kısımda bir İlhan Öken, bir Mustafa Gündoğdu, şubede bir Ömer Tüzel, öbür tarafta bir Mehmet Ağar, bir Ünal Erkan mafya kurmuşlar. Resmen mafya kurmuşlar. Eskiden yeraltı dünyasının lideriydi Ahmet Ateşli, bugün İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün lideri Ahmet Ateşli. Ünal Erkan da. Şükrü Balcı’nın bir fonksiyonu olup olmadığını bilemiyorum. Çoktandır Şükrü Balcı ile irtibatım yok, duyduğum kadarıyla o İstanbul’a gidip geliyor. Teksas’ta bir çiftlik kurmuş. Ermenilerle sırtını sağlama bağladı. Oraya gidip, geliyor, rahatı yerinde.

Ahmet Ateşli Mafyanın lideriydi. Şimdi İstanbul Emniyeti’nin daha doğrusu Emniyet Müdürü’nün beyni oldu. Maalesef mafya, polis birleşti.

(Kimlerin telefonu dinlendiğinde bazı deliller elde edileceğinden bahsediliyor.)

Kalkavanların telefonunu dinlerseniz. Ama kaç tane telefonları var, bilmiyorum. 5-6 tane var galiba.

(Ziya ve Sefer Kalkavan ile Kaptanoğulları’nın otomobillerine mobil taktırdıkları ve uzun mesafeli müsaadesiz telsizler kullandıklarından bahsediliyor.)

Üsküdar’da güzel bir restoran vardır, köprüden çıkıldığında, Anadolu yakasında Bağlarbaşı’na dönüldüğünde oto galerisine çıkmadan. O aralarda içerde bir yer olacak. Ünal Bey, Ateşli ve Kalkavanların buluştuğu yerdir burası. Kemal bey ile çalışırken bir sefer oraya gittik. Hatta Ünal Bey’ler Kalkavan'lar orada toplandık. İsmini hatırlamıyorum üç sene geçti aradan. Buluşma olarak orada buluşurlar. Bunun haricinde tamamen telefon görüşmeleri yaparlar. Bir de aracı kullanırlar. Mesela Mehmet’in şoförü Necdet’i. Necdet’i çoktan beridir görmüyorum. Hayali ihracat işlerini takip ediyordu. Mehmet Ağar’ın, Fevzi Öz’ün 316 bir BMW’si vardı. O olayda alınmıştı. Müdüriyetin önünde 1 ay yattı. 1 ay sonra Mehmet Ağar aldı Necdet’e verdi. Necdet açık yeşil BMW’yi paramparça etti. Mehmet Ağar Necdet’e hiç bir şey söylemedi. Fakat Necdet’i Sirkecide hiç görmüyorum. Necdet pırlanta yüzükler, kolyeler takan yakışıklı bir çocuktu.

(Mehmet Ağar’ın kardeşinin Maksim yanındaki Caddebostan Gazinosu’nu çalıştırdığı, gazinonun hazineye ait, satışı yasak çim park olduğundan, Tayyar Seven’in Set Kemal’e bir 14’lü silah sattığını, Set Kemal’in İdris’in yeğeni Nihat’ı vurduğunu, Set Kemal’in ağabeyinin de bir kişiyi öldürdüğünü ancak suçun bir kapıcının üzerine yıkıldığından bahsedilmektedir.)

Fevzi Öz Demirkapı’da, fakat Demirkapı’ya pek gelmezler. Suadiye’de bir yer yaptılar. Ateşli’de bazen oraya takılıyor. Oflu’nun yeğeni Kurban yakalandı, cezaevinde şimdi. Enis Karaduman silahla yakalandı, ancak 10-15 gün yatıp çıktı. Büro amiri İlhan onun yardımcısı ifadeyi silen ve muamelesine bakan Başkomiser Mustafa Gündoğdu, Alaattin Çakıcı da geldi. O da yatmadan çıktı. Bunlar kısıma gelen bütün şeylerin torbasını alıyor. Ben dikkat ediyorum önemli işlerde bağlantıyı yapıyorlar. Mustafa Gündoğdu özellikle kendisi yazdırıyor. Bazen daktilonun başına bizzat kendisi oturup yazıyor ve kendisinin yazıp gönderdiği kişiler 15 gün sonra dışarı çıkıyor.

(Banker Bako olayında İbrahim Kılıç ve Kasımpaşalı Erdoğan’ın olduğu, Yaşar Keçeli, Hikmet Keçeli, Şeref Keçeli, Erdoğan Aslan ve Cevdet Saral’ın malum kişilerle irtibatlı olduklarından bahsedilmektedir.)

Ünal Bey’in de Mehmet Ağar’ın da Bako olayından haberi olmaması mümkün değil. Bunlar Ankara’dan geldi. Ünal Bey daha önceden İstanbul’a geldi. Başmüdür yardımcısı olarak, buradan Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne gitti ve Şükrü Balcı gider gitmez İstanbul’a geldi. Arkasındaki kadro Ömer Tüzel, Cevdet Saral, Sarper Baltacıoğlu baş yaverleridir. Sefer Bey Kemal Bey’i aldı şu şekilde; Kemal Bey, Ankara’da isim yapmış. Onu zaten özellikle Birinci Şube Müdürü olarak getirdi. İstanbul Birinci Şube Müdürü Mete Altan ağır bastı, bu sefer mecburen İkinci Şube Müdürlüğüne getirdi. Fakat en sonunda geçen sene Kemal Bey isyanı bastı, o sebepten onlardan koptu. Bir şey söyleyeyim bir olay yaşadık, Kemal Ağabey Allah’tan İstanbul’da yoktu. Odasında kasası var. Kemal Ağabey’in kasasında kendi evrakları, silahları var. Ömer Tüzel İkinci Şube Müdürü oldu adamın kasasını kırmaya kalktı inanır mısınız. ‘Kasayı açın lan gavatlar’ diyerek memurlara hakaret edip, Kemal Bey’in evraklarını ikinci kattan aşağıya attı. Böyle çirkin olaylar yaşandı. Allah’tan kendisi Ankara’daydı. Kemal Bey’le atı ay çalıştık. Bir kaç sefer oturup içtik.

(Kemal Yazıcıoğlu’nu Alaattin Çakıcı’yı himaye ediyor diye hırpalamaya çalıştıkları, Melih Kiter’i pasifize ettiklerinden ve,

Eroinci Baybaşin’in vurduğu İbrahim çalışkan dosyası,
Marlon Kemal, Dündar dosyası,
Tilki Selim’in öldürülmesi dosyası ve
Gündüz Kaptanoğlu’nun ortağının, geminin batırılması olayının dosyalarının kaybolduğundan bahsediliyor.)

2’nci Şube’de dün saat 12.00 sıralarında Başkomiser Mustafa Gündoğdu telaşlı bir şekilde bana geldi. Tilki Selim ve faili meçhul dosyalar nerede dedi. Bende sizin odanızda dedim. Ya dedi, 86’nın 12’nci ayının olması lazım dedi. 86’nın ikinci faili meçhul dosyası olması lazım o yok, ona bir bakar mısın dedi. Ağzından kaçırdı Tilki Selim dosyası dedi. Bende bu işin içinde bir şey var ama dedim, gittim arşivden buldum dosyayı, fakat Tilki Selim’in dosyası içinde mi değil mi bakmadım. Biraz da duyulmasın diye hemen bulup götürüp verdim. Öğle yemeğinden geldiğimizde Ömer Üzümcü ve yanında da tanımadığım bir müfettiş ifade alıyordu.

Evvelsi gün bir bayanla bir erkek (Nokta dergisinden) Ahmet Gündoğdu’nun odasına gelmişlerdi.

(Nokta dergisinin Şükrü Balcı tarafından yönlendirildiği, Dündar olayıyla ilgili olarak İstanbul’da teşkilattan atılan bir şahısla birlikte Şükrü Balcı’nın bazı muhabirlerin Genel Müdür aleyhinde bir şeyler hazırlamalarını sağladığı, Ahmet ve Ömer Tüzel’in konuya vakıf oldukları, Ünal Erkan’ın Nokta dergisi muhabirlerini göndererek Ömer Tüzel’le görüştüğü, Ahmet Ateşli’nin, içinde Dündar Kılıç’ların karıştığı bir çok cinayet dosyasını kapattığından bahsedilmektedir.)

Başka bir yerde vurulan birinin büfede vuruldu gösterilip, büfecinin olayı suçu üstlenmesi olayını, 1982 senesinde dosyaları karıştırırken tesadüf buldum.

(Şükrü Balcı’nın kumarhanelerden para toplama işlerini ve şoförlüğünü yapan alabros saçlı bir adamdan söz edildiği, ancak bu adamın bir türlü ortaya çıkmadığından bahsedilmektedir.)

1982’de Dündar’ların yaptığı bir olayda Ateşli, Hilton’da Dündar’ın bir adamından 500 milyon lira parayı çanta ile Rıdvan’a aldırdı. Fakat bunu Tuncer adında Şark’a giden uzun boylu biri bu işi duyuyor. Tuncer, Rıdvan’ın peşine takılıyor. Beline iki tane Smith Wesson alıyor. Rıdvan parayı alıp gelirken Tuncay silahı dayayıp parayı alıyor. Rıdvan kısıma gelip, Ahmet ağabey Tuncer çantayı aldı diyor. Ateşli’de hiç ses seda yok. Aradan 2-3 gün geçtikten sonra Tuncer aynı çantayı Ateşli’nin masasına koyuyor. Buyur çantanı diyor. Bundan sonra Ateşli, Tuncer’i kısımdan atmak istedi. Fakat Tuncer’in adamı olduğundan kısımda kaldı. Sonra Ateşli’nin gücü mü yetmedi, barıştılar mı bilmiyorum.

Hürriyet Gazetesine yada televizyonda oynamış, 14 yaşlarında bir kız vardı. Bir kaç ay önce kaçırıldı. Geçen gün dilekçesi bana geldi. İkinci bir yazı, telefonlarım tehdit ediliyor diye. Baktım dilekçede telefon numarası. Bende halen tehdit ediliyor mu diye eve bir telefon edeyim dedim, ettim. Ve kadın şimdi bana her gün telefon ediyor. O gün çıktı geldi yanıma, bana ne olur bulun kızımı dedi. Götürdüm Mustafa Gündoğdu’ya anlattım. Bana ne desin; sen bu kadını ne diye çağırdın dedi. Ben çağırmadım dedim. O da bana Ömer bey özel emir verirse ilgileniriz dedi. Kadın hala telefon açıp, 14 yaşındaki kızım sağ mı diyor. Sağ olduğundan şüpheliyim diyor. Kimse bana kulak asmıyor, bir tek sen dinliyorsun diyor. Bende ölmemiştir, ölse muhakkak bizim haberimiz olur diyorum.

(Son zamanlardaki failli meçhul cinayetlerin çoğalmasından bahsediliyor.)

Denizden çıkanı cinayet olarak almıyoruz. Ama normal olarak silahla vurulup, atıldıysa o belli oluyor zaten. Kısımda İlhan Bey geldiğinden bu yana kolejli orta ......şeyi var. Orta K’lıları hep attılar, sürdüler. Yeni kolej mezunları geldiler. Şimdi ekip şefleri kolejli. İlhan Bey’in kayınpederinin kızı kaçırılmıştı. 1986 sonbaharında. O olaya biz baktık. Benim tecrübelerimle Aksaray’da evi tespit ettik. Evin önüne geldik. İlhan Bey’in talimatını bekliyorduk. Saat 11:30 oldu, çocuk içerde. İlhan Bey’in kayınpederi Suriye Devlet Başkanı’na karşı olan bir örgüt lideri, İstanbul’da barınıyor. Bu adamlarla İstanbul’da tanışıyor. Bu adamlar Hataylı, adam da emlak komisyoncusu, bir daire almak istiyor. Yabancıların mülk edinmesi yasak olduğundan adam; ‘sorun değil, senin üzerine yapalım kaç para’ diyor. 18 milyon, adam parayı veriyor. Eve girip çıkıyor. Ama aile bunların ailesi o zaman duyduğuma göre adam İlhan’ın kayınvalidesi ile ....neşir oluyor. Adamla ilk tanışan İlhan’ın karısı. İlhan’ın karısıyla haşır neşir. Adam bu sefer evin tapusunu karısının üzerine yapıyor. Adamı evden atmaya çalışıyorlar ve atıyorlar. O zaman paramı verin diyor. Bu sefer bu da adamlarını getiriyor, kız çocuğunu kaçırıyorlar. Fidye durumu bu oluyor. Biz eve baskın yaptık, çocuğu aldım dışarı çıkardım. İlhan Bey geldi ve hiç bir sonuç olmadı, sonuç yok.

Benim söyleyeceklerim bu şekildi. Bunu gazeteler yazdı. Kemal Bey geçen seneden beri, bir- bir buçuk seneden beri Ankara’da uğraşırken bir ara İstanbul kadrosu gidiyordu diye gazeteler yazdı. Bayan Özal’ın parmağında 45 milyonluk yüzükle, ben geldim, hatta gazete de hangi Emniyet Müdürü taktı bunu filan diye, bunları yapan Mehmet Ağar ile Ünal Bey’dir. 45 milyonluk yüzüğü ikisi aldı, Bayan Özal’a taktılar. Tabii kuyumculara özel yaptırdılar. Aslında 45 milyonluk değil, 150-200 bin liralık yüzüktü.

Ben Kemal Bey’e üzülüyorum, hakikaten çok değerli bir insan. Burada ki dedikodular, şeyler Alaattin Çakıcı’yı saklamışız, müdafaa etmişiz onun için harcanmış.

Esasında Alaattin Çakıcı olayının üstüne gidilmesi diğer olayların kapatılması içindir. Mehmet Ağar ve Ünal Erkan, diğer olayları kapatması için Ömer Tüzel’e talimat verdiler. Alaattin Çakıcı nefes alırken alacaksınız, tedirgin edeceksiniz dediler.

Bundan 20-25 gün önce Alaattin’in adamlarından duydum, Alaattin’in yeğeni Asım’ın dükkanına ateş etti ya bize geldi, ifadesinde sarhoştum, Bağdat caddesinde ateş ediyordum, dükkana kurşun isabet etti dedi. Koskoca Bağdat caddesinde Asım Ekren’in dükkanına geldi kurşun. Ben daha önce Asım ile Turan Çevik’in bir hayali İhracat işini duydum.

(Özal Ailesi’ni İstanbul polisinin yıprattığı ve biçimsiz insanları bu ailenin yakınına soktuğu, basın yoluyla da bu konuları istismar ettiği, sözde koruma verdikleri, halbuki korumanın aileyi koruyacağına, zarar verdiği hususları konuşuluyor.)

Zeynep Özal’ın yanında Mehmet Ağar’ın koruması vardı. 15 gün de ben çalıştım. Kemal Bey Amerika’ya gitmişti. Kızı o zaman bekardı (Zeynep Özal), 15 gün ben taşıdım.

Alaattin Çakıcı ile Mehmet Ağar’ın bir ara araları iyiydi. Hayali ihracat konusunda ters düşme durumu oldu. Bir bağlantıları mutlaka var. Ve Asım’ın dükkanına ateş edilmesi, hepsinin birbirine bağlantılı olduğunu tahmin ediyorum.

Şunu söyleyeyim, Ahmet Ateşli en ufak bir şeyde her ne kadar beni müdafaa etmeye gitse de, üstümde casusları var. Benim kısımda. Şu anda İstanbul’da duruyorum, ama İstanbul’da güveneceğim tek bir Allah’ın kulu yok. Onun içinde dedim ya altı aydır kaleme geçtim. 20 senelik meslek hayatımda İstanbul’dayım, ben böyle şekil görmedim.

(Şükrü Balcı’dan bahsediliyor.)

Şükrü Balcı, Ahmet Ateşli ile başka diyalog içersinde çalışırdı. Ama bunlar baş müdür, başta şube müdürleri, diğer şube müdürleri, kısım amirleri kurmuşlar tezgahı, herkes masonların toplantısında, bir torba çıkarmış, ihtiyacı olan torbadan alırmış. İhtiyacı olmayan torbaya koyarmış. Onun için İstanbul Emniyet Teşkilatı’nda bir torba dolaşıyor. Yalnız bu torba gayrimeşru bir torba, elini torbaya atıyor, hepsini cebine koyuyor.

Akün Oteli var, sahibi Elazığlıdır. Ama çok dürüst adamdır. İlk Anap Eminönü ilçesi Teşkilatı’nı kuran. Siyasetle pek uğraşmaz. Muazzam oteli vardır. Geliri gayet iyidir. Bir senedir yanına gidemiyorum. Bana, bütün müdürler benim yanıma gelir dedi, onun orada atış yeri varmış, orada atış filan yaparlarmış.

(Akün Oteli’nde kadın satan Mehmet Ağar’ın adamı Adanalı birinden Eminönü Emniyet Amiri Haluk kanalıyla para toplatılmasından bahsediliyor.)

Lalelideki bütün otelleri randevu evi yaptılar. Her otelde kadın satılıyor.

(Laleli’deki kadın satışının İstanbul Emniyeti’ne her ay 70-75 milyon civarında nakit para getirdiğinden, birbirlerine düşman olmanın nedeninin de bu olduğundan, Ahmet Ateşli’nin adresi ve gittiği yerlerden söz ediliyor.)

Ahmet Ateşli Suadiye’de oturur, telefon numarası...............’dir. Ateşli Karaköy’de Kalkavan’ların yazıhanesine gider. Bir de bir kahve vardır, Rizelilerin kahvesi, oyun oynamaya oraya gider. Karşıda Suadiye’de deniz kenarında bir kulüp vardır, oraya da uğrar (Serki Doryan), Caddebostan’daki Adiye otele de gider.

(Alaattin Çakıcı’nın adamlarının Suadiye Oteli’nde birini vurduklarından bahsediliyor.)

Bizim telefonlar (Mümin Mandil’e ait) kısmın direkt telefonları.........’dur.

20 seneden beri o kadar derebeylik gördük ama, ben bu kadar görmedim. Beş sene Ahmet Ateşli ile beraber çalıştım. Sabah 08.00, en erken 24.00’te bırakırım. Bazen gece 01.00, 05.00’te bırakıp tekrar sabah aldığım olurdu. Maalesef İstanbul yeraltı dünyasının beyni, bu Ahmet Ateşli şimdi İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün beyni.

(THKP-C İstanbul sorumlusu Haldun Yeşil ve Zihni İpek’in ortaklığı ile Zihni İpek’le Ahmet Ateşli’nin ortaklığından ve Sarper Baltacıoğlu’nun alınacağı lafı çıkması üzerine, bugünlerde çok uyuşturucu yakalanmasından söz ediliyor.)


Kalkavan’ın eskiden yaptığı işi, dışarıdan hurda gemi, yani çürüyen gemiyi alıp Balat’ta tersane gibi bir şeyi vardı. Orada gemiyi parçalar, saçlarını, bakırlarını ayrı ayrı satardı. Ne zaman ki Ahmet Ateşli onların akıl hocası oldu, Şadan Kalkavan’ın en aşağı 8-10 tane gemisi var; ve bunlar bir anda oldu. Akıl hocası Ahmet Ateşli olursa niye olmasın? Kalkıp ta gemileri kontrol eden kaç tane gemimiz var. Bir tane kaçakçılardan kalma bir sürat motoru vardı. Her tarafa yetişebiliyordu, durup dururken nasıl yanar, niçin yandı? Bağlı olduğu iskelede yandı, şimdi iki tane teknesi var, saatte 7 mil mi, 8 mil mi yapıyor, onlarla kimi takip edeceksin.

1. MİT Raporu Ekleri: Fezleke




MİT Raporu Ekleri - Fezleke

FEZLEKE

Suçun numarası:
Suçun nev’i: Rüşvet almak, rüşvet vermek ve rüşvet alışverişinde aracılık yapmak.
Suçun yeri: İstanbul
Suçun tarihi: Şükrü Balcı’nın İstanbul’a Emniyet Müdürü olarak atandığı tarihten, bu görevinden alındığı tarihe kadar ve son olarak ABD’lerine atandığından bu göreve başlamadan İstanbul’da istirahatlı olduğu süre zarfında.
Suçun sübut delili: Şükrü Balcı’ya rüşvet veren sanıkların itirafı.
Davacı: K.H.
Sanıklar:

1- Fahrettin Aslan / İstanbul Beyoğlu İlçesi Nüfusuna kayıtlı olup, İstanbul Maçka....’de ikamet eder. Mehmet ve Zekiye oğlu 1932 doğumlu.

2- Dündar Ali Kılıç / Trabzon İli sürmene İlçesi nüfusuna kayıtlı olup, halen İstanbul...................’de ikamet etmektedir. İshak ve Fatma oğlu 1935 doğumlu.

3- Şükrü Balcı / 1983 yılına kadar İstanbul Emniyet Müdürü olarak görev yapmış, bilahare bu görevinden alınarak ABD’lerine Dış İşleri Bakanlığı bünyesindeki bir göreve resmi bir devlet memuru olarak atanmış olup, halen bu görevdedir. Hangi şehirde ve ne gibi bir görevle gönderildiği Dışişleri Bakanlığı'nca bilinmekte. FİRAR

4- Bayram (Soyadı tespit edilemedi.) / Bu şahıs Şükrü Balcı tarafından bilinmektedir. Şükrü Balcı yakalandığında, söz konusu kişinin tespitinin mümkün olabileceği. FİRAR

5- Hüseyin Cevahiroğlu / Trabzon İli Of İlçesi nüfusuna kayıtlı olup, halen İstanbul-Şişli.................’de ikamet eder, Ahmet ve Ayşe oğlu 1928 doğumlu.

Sanıkların gözetim altına alındığı tarih :

1- Dündar Ali Kılıç 1.3.1984

2- Hüseyin Cevahiroğlu 30.3.1983

3- Fahrettin Aslan 6.4.1984


OLAY

Muhtelif kaçakçılık suçlarından sanık olup, 4.Kor ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığınca aranan ve anılan komutanlığın 28.2.1984 gün ve Ad.Müş.1984/ Kaç-39 sayılı emirleri ile bir ay süre ile gözetim altına alındığı bildirilen Dündar Ali Kılıç, 1.3.1984 günü İstanbul’daki adresinde yakalanarak Ankara İline getirilmiş, bu güne kadar adının karıştığı kaçakçılık olayları ile işbirliği yaptığı şahıslar hakkında ifadesi alınmış, bu hususta ayrıca Başbakanlık Makamınca İçişleri Bakanlığı emrinde görevli Mülkiye müfettişlerince söz konusu şahıstan rüşvet alan ve kendisine bu fiillerde yardımcı olan kamu görevlileri hakkında idari yönden soruşturma yapılmak üzere ifadesi alınarak, kendisinin ortak olduğu veya bildiği bazı şahısların zamanın İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’ya rüşvet verdiklerini beyan etmesi üzerine, tahsissiz demir, saç, kalay gibi maddeleri kaçak olarak yurda sokan Hüseyin Cevahiroğlu ile kokain satmak suçundan, diğer sanık Fahrettin Aslan, anılan komutanlığın 27.3.1984 günlü emirleri ile 1 ay süreli gözetim altına alınmalarına karar verildiği ve bulunabilecekleri adreslerden yakalanarak Ankara İline getirilmeleri ve isnat edilen suçlardan dolayı haklarında gerekli işlemlerin yapılarak, komutanlığa sevk istenmesi üzerine; Fahrettin Aslan ile Hüseyin Cevahiroğlu adlı şahıslarda yakalanarak Ankara İline getirilmiş, olaylarla ilgili olarak yaptırılan tahkikatta;

Sanık Fahrettin Aslan’ın alınan ifadesinde;

Yahudi asıllı Cebra ve Albert Damas adlı şahısların döviz transferi ve hammadde temini için İstanbul’daki iş adamları ile devamlı temasta olduklarını, Cebra’nın işadamlarından dövizleri tedarik ettiğini, Albert Damas’ın yurt dışından bu şahıslara hammadde temin ederek gönderdiğini, bu şahısların gayri kanuni işlerle uğraştığını duyan İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’nın bu şahıslarla gizlice temasa geçerek, bu gayri kanuni işlerini örtbas etmek için 25 milyon TL. istediğini, Cebra adlı şahısın yanına gelerek Şükrü Balcı’ya verilmek üzere bir paketi getirip bırakacağını, Şükrü Balcı’nın kendisine telefonda söylediğini, aynı gün Cebra adlı kişinin yazıhanesine gelerek bir naylon torba içerisindeki 25 milyon TL’sı getirip bıraktığını, bu paradan 5 milyonunu alarak geriye kalan 20 milyonun Şükrü Balcı’nın adamı olan Bayram adlı kişinin yazıhanesine gelerek bu parayı alıp Şükrü Balcı’ya verdiğini.

İstanbul Maçka’da bulunan Kadınlar Kulübünün ortağı olması nedeniyle 1981-1982 yılları arasında kış sezonlarında her ay kulübün ortakları arasında hisse oranlarına göre toplanan birer milyon TL. sı parayı Şükrü Balcı’ya verdiğini, ayrıca Polo adıyla ve bir dernek olarak 12 Eylül 1980 harekatına kadar faaliyet gösteren ve ortağı olduğu bu yerden de kulübe ortak bütün şahıslardan hisse oranlarına göre her ay birer milyon para toplanıp, bu paranın kendisi tarafından Şükrü Balcı’ya verildiğini,

İstanbul’da 50 milyon TL. sı masraf yaparak bütün kanuni formaliteleri olmasına rağmen ruhsatı için müracaat ettiğinde Şükrü Balcı tarafından kendisinden 5 milyon lira rüşvet istendiğini, vermek istemediğini, ruhsatı alamayınca 5 milyon TL.sını rüşvet olarak Şükrü Balcı’ya verdiğini ve bunun üzerine ruhsatını alabildiğini,

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden Dış İşleri bakanlığının bir mensubu olarak 1983 yılı içerisinde atanan İstanbul emniyet Müdürü Şükrü Balcı’nın yazıhanesine gelerek Dündar Ali Kılıç yanında olduğu sıralarda, Dündar Ali Kılıç’ın Şükrü Balcı’ya ABD kendisini koruması için bir zırhlı araba alınmasını teklif ettiğini, Şükrü Balcı’nın yanında yapılan bu teklifi istemeyerek kabul ettiğini, araba alımı için Dündar Ali Kılıç’ın 5 milyon TL’sı, kendisinin 2,5 milyon TL’sı, Dündar Ali Kılıç’ın 2,5 milyon TL.sını orada bulunmayan Hüseyin Cevahiroğlu tarafından vermesini istediğinden, bu şahıs yerine de 2,5 milyon TL’sı parayı verdiğini,

İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevini yapan Şükrü Balcı’nın kendisini tehdit ettiğinden bu paraları rüşvet olarak verdiğini, vermediği taktirde gazinolarının müdür tarafından kapatılacağını, bu hususun devamlı surette bir tehdit unsuru olarak kullandığını, korkusundan bu rüşvet mukabilindeki paraları kendisine verdiğini beyan etmiştir.

Sanık Dündar Ali Kılıç :

Gözetim altında bulunduğu sırada Başbakanlık Makamının 4.4.1984 gün ve Personel işleri H.3-84/50 sayılı görev emirlerine dayalı İçişleri Bakanlığı’nın 4.4.1984 gün ve Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 34/2 sayılı emirleri ile Şükrü Balcı’ya ve diğer kamu görevlilerine vermiş olduğu rüşvetlerle ilgili ifadesi alınmış, halende uyuşturucu madde bulundurmak ve 6136 sayılı kanuna muhalefet suçlarından 4. Kor ve Ankara Sıkı Yönetim Komutanlığı Askeri cezaevinde tutuklu olması nedeniyle rüşvet olayları ile ilgili ifadesinin alınması mümkün olmamıştır.

Sanık Şükrü Balcı halen yurtdışında olduğundan ifadesi alınamamıştır.

Sanık Bayram adlı kişi Şükrü Balcı tarafından bilinip, bu şahsın kimliğinin tespiti mümkün olmadığından yakalanamayıp, ifadesi alınamamıştır.

Sanık Hüseyin Cevahiroğlu’nun alınan ifadesinde :

1979 senesine kadar ortağı bulunduğu Maçka’daki kadınlar kulübünden her ay ortakların hisse oranlarına göre birer milyon TL.sı paranın Güneş adı altında Polis’e verilmek üzere toplandığını, hissesine düşen parayı kendisinin de verdiğini, bu paranın ortaklardan Fahrettin Aslan tarafından yetkili polis şefine verildiğini, bu paranın Şükrü Balcı’ya verildiği hususunu şu anda bu paraları toplayan Fahrettin Aslan’dan duyduğunu;

1983 yılı içersinde Fahrettin Aslan’ın yazıhanesinde bir araya gelen Şükrü Balcı, Dündar Ali Kılıç ve Fahrettin Aslan’ın hasbıhal ettikleri bir arada Dündar Ali Kılıç’ın, Şükrü Balcı’ya bir zırhlı araba alınması için kendisinin 5 milyon, Fahrettin Aslan ile benim de 2,5 milyon lira vermemi kararlaştırdıklarını, bilahare bu durumun kendisine aksettirildiğini, haberi olmayan bu karardan dolayı araba alımı için 2,5 milyon lira veremeyeceğini söylediği sırada Fahrettin Aslan’ın kendisinin yerine bu parayı Şükrü Balcı’ya verdiğini söylediğini, bu parayı Fahrettin Aslan’a ödemediğini, ve ödemeyeceğini beyan etmiştir.

NETİCE VE KANAAT

Ekli tahkikat evrakının incelenmesinden de anlaşılacağı gibi sanıklardan, Fahrettin Aslan, Dündar Ali Kılıç ve Hüseyin Cevahiroğlu’nun sahibi bulundukları Maçka’daki Kadınlar Kulübü’nün açık olduğu zamanlar her ay, söz konusu kulüpte oynanması yasak olan oyunlara müsaade ettiği için kulüp ortakları arasında hisse oranlarına göre birer milyon TL.sı paranın toplandığı, her ay toplanan bu 1 milyon paranın bazen kulüp ortağı olan Fahrettin Aslan tarafından bizzat İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’nın tanıdığı ve rüşvet almak için kullandığı Bayram adlı şahıs tarafından paranın kendisine verildiği, Kadınlar Kulübü’nün ortaklarının Şükrü Balcı’ya kulüplerinde oynanan kumar nedeni ile polisin baskın yapmaması için verdikleri,

Şükrü Balcı’nın İstanbul Emniyet Müdürü olarak görev yaptığı sırada; Yahudi asıllı Cebra ile Albert Şamas adlı şahısların, sanayicilere yurt dışından hammadde temin ettiklerini, hammadde için döviz transferini yaptıklarını bilinmeyen bir kaynaktan öğrenmesi üzerine, Yahudi asıllı bu iki şahsın Fahrettin Aslan’ın gazinosunda bu konuyu konuştuklarını ortaya atarak, Fahrettin Aslan’ın da bu hususu duyduğunu, başka şahıslarında öğrendiğini ileri sürerek bu iki Yahudi asıllı şahıslardan Cebra adlı şahısla temasa geçen Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’nın, bu hususu ört bas etmek için Cebra adlı şahıstan 25 milyon TL’sı rüşvet istediği, 25 milyonu Fahrettin Aslan’ın yazıhanesine bırakmasını istediği, Cebra’nın temin ettiği 25 milyon parayı Fahrettin Aslan’ın yazıhanesine getirerek, Şükrü Balcı’ya vermesini istediği, bu paranın Fahrettin Aslan’dan kendisinin alacağını, daha öncede Şükrü Balcı, Fahrettin Aslan’a Cebra’nın kendisine 25 milyon lira teslim edeceğini, teslim aldığında kendisini haberdar etmesini istediğini, paranın Fahrettin Aslan’a tesliminden 2 saat sonra Şükrü Balcı’nın rüşvet işlerinde kullandığı Bayram adlı şahsın Fahrettin Aslan’ın yanına gelerek bu parayı alacağı sırada Fahrettin Aslan’ın daha önce bir içkili lokanta ruhsat için Şükrü Balcı’nın kendisinden aldığı 5 milyon parayı, bu paradan alarak 20 milyon TL. sı parasını Bayram’a verdiği,

Yahudi asıllı Cebra ile Albert Damas adlı şahısların Türk sanayicilerine temin etmek için, iş adamlarından döviz alarak yurt dışına kaçırmadan önce Fahrettin Aslan adlı sanık İstanbul’da bir içkili lokanta açmak için ilgili mercilere müracaat ederek, bütün formaliteleri tamamlamış olmasına rağmen İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı tarafından askıya alındığı, lokanta için 50 milyon liralık malzeme alan Fahrettin Aslan’ın lokantasının hizmete girmemesi üzerine her gün zarar ettiğinden bahisle mecburiyet karşısında ruhsat alımı için Şükrü Balcı’ya 5 milyon TL.sı rüşvet verdiği,

İstanbul’a; 1. Şube Müdürü, akabinde Trafik Şube Müdürü, sonra İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı ve en son olarak ta İstanbul’a Emniyet Müdürü olarak atanan ve bu görevde uzun zaman kalan Şükrü Balcı’nın görevleri arasında adli, idari ve siyasi alanlarda kanunların kendisinin yapması ile ve takibi ile görevlendirdiği hususlar muvacehesinde;

Uzun zamandan beri İstanbul’da muhtelif tarih ve yerlerde adı cinayet, işadamlarından tehditle para alma, tabanca ve bıçakla yaralama 6136 sayılı kanunlara muhalefet suçlarından sanık ve sabıkalı olan Dündar Ali Kılıç’ın, gayri kanunsuz işleri için bir çete oluşturduğunu bilen Emniyet Müdürü Şükrü Balcı; İstanbul Emniyet Müdürlüğünden alınarak Dış İşleri Bakanlığı’na bağlı görevlerde istihdam etmek üzere ABD’ne bir göreve atanan ve bu görevine başlamadan önce bir gün Fahrettin Aslan’ın yazıhanesine gelerek, yanında Dündar Ali Kılıç olduğu halde Fahrettin Aslan’a hitaben, İstanbul’a önce Trafik Şube Müdürü, sonra 1.Şube Müdürü, bilahare İstanbul Emniyet Müdür Muavini ve en son olarak İstanbul Emniyet Müdürü olarak atandığını, ilerde istediği taktirde ya İstanbul’a vali olarak veya Emniyet Genel Müdürü olarak atanacağını, bu sebeple şimdilik verilen yeni görevine başlayacağını, en kısa zamanda bahsettiği iki görevden birisinin kendisine verileceğini, ona göre kendisi ile olan bağlarını koparmamalarını tehdit vari bir şekilde ifade ettiği sırada o ana kadar kendisinden büyük yardım gören ve kanunsuz işlerine göz yuman, Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’ya, ilerde yine İstanbul’a vali olarak atanacağını tahmin eden Dündar Ali Kılıç, Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’ya yaranmak için ve o güne kadar kanunsuz eylemlerine göz yumduğu için toplantı esnasında Şükrü Balcı’nın yeni atandığı ABD’de ki anarşistlerden kendini koruması için bir zırhlı taksi alınmasının gerektiğini, bu taksi için kendisinin 5 milyon TL.sı parayı vereceğini, 2,5 milyon liranın Fahrettin Aslan’ın, 2,5 milyon liranın orada olmayan Hüseyin Cevahiroğlu tarafından verilmesini istemesi üzerine, birlikte yazıhanesinde oturdukları Fahrettin Aslan’ın 2,5 milyon TL.sı parayı alınacak zırhlı araba için vermeyi kabul ettiği, orada hazır bulunmayan Hüseyin Cevahiroğlu adına da 2,5 milyon lira parayı vereceğini üstlenmiş, hemen orada 10 milyon TL.sı para Şükrü Balcı tarafından alınarak, bilahare Fahrettin Aslan zırhlı araba alımı için Şükrü Balcı’ya onun adına verdiği 2,5 milyon lira parayı Hüseyin Cevahiroğlu’nun kendisinin hazır olmadığı bir cemaatte alınan bu kararı kabul etmeyeceğini, Şükrü Balcı’yla bir işi olmadığını ve bu 2,5 milyon lira parayı da Fahrettin Aslan’a vermeyeceğini söylediği,

12 Eylül 1980 Harekatı’na kadar faaliyet gösteren Polo adlı kulübün ortakları tarafından hisse oranlarına göre Dr. Hamdi Akça, Necmi Akça, Talat Sadıkoğlu, Mehmet Üstünkaya, Ali Balkaner, Hayrullah Kefeoğlu, Nevzat Köker, Tanju Zarbon, Melih Caculi ve Fahrettin Aslan tarafından kulübün tüzüğünde yazılı olmayan ve oynanması yasak olan oyunlar için aralarında her ay birer milyon TL.sı para toplayarak kumar oynamalarına göz yuman Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’ya rüşvet verdikleri, bu toplanan paranın kulübün ortağı Fahrettin Aslan tarafından Şükrü Balcı’ya verildiği,

Muhtelif kaçakçılık suçlarından sanık olup aranan ve 1.3.1984 günü yakalanarak Ankara’ya getirilen sanık Dündar Ali Kılıç’ın; bu güne kadar yapmış olduğu kanunsuz işlerinde kendisine yardım eden Şükrü Balcı ve diğer kamu görevlileri hakkındaki ifadesi Başbakanlık makamının 4.4.1984 gün ve B.3.80/50 sayılı görev emirlerine dayalı olarak İçişleri Bakanlığı’nca tefrik edilen Mülkiye müfettişlerince alınmış olup, sanığın halen 4.Kor. ve Ankara sıkı Yönetim Komutanlığı Askeri cezaevinde tutuklu olması nedeniyle rüşvet olayıyla ilgili olarak ifadesinin alınmasının mümkün olmadığı,

İstanbul emniyet Müdürü olarak görev yaptığı sürece memuriyet görevini kötüye kullanarak rüşvet alan Şükrü Balcı’nın halen Dış İşleri Bakanlığına bağlı bir görevle ilgili olarak ABD’de istihdam edilmesi sonucu bu husustaki ifadesinin alınamaması;

Yine rüşvet alışverişinde aracılık yapan Şükrü Balcı tarafından biline Bayram adlı şahsın açık kimliği tespit edilemediğinden, ifadesi alınamamıştır.

Bu güne kadar Şükrü balcı’nın kendilerinden rüşvet aldığı tespit edilen Fahrettin Aslan ile Hüseyin cevahiroğlu’nun ifadeleri ektedir.

Halen yurtdışında bulunan Eski İstanbul Emniyet Müdürü ve şu anda Dışişleri Bakanlığı emrinde görevli Şükrü Balcı’nın dövizi yurt dışına Cebra adlı şahıstan suçunu örtbas etmek için 25 milyon, kulüplerinin tüzüğünde yazılı olmayan ve oynanması yasak olan oyunlar için her ay Kadınlar Kulübü ile Polo kulübü ortaklarından 1’er milyon TL.sı rüşvetin Fahrettin Aslan tarafından Şükrü Balcı’ya verildiği,

Bir lokantanın açılması için gerekli bütün formaliteleri tamamlayan Fahrettin Aslan’ın ruhsat için Emniyet Müdürlüğüne müracaatı esnasında Şükrü Balcı’nın 5 milyon lira rüşveti adı geçenden almadan ruhsat veremeyeceğini söylemesi üzerine, lokanta sahibinin Şükrü Balcı’ya 5 milyon lira rüşvet verdiği,

Tekraren İstanbul’a vali olarak atanacağını ileri sürerek Dündar Ali Kılıç’tan 5 milyon, Fahrettin Aslan’dan 2,5 milyon ve Hüseyin cevahiroğlu’nun da 2,5 milyon lira parayı Şükrü Balcı’nın bir zırhlı oto alınması için sanıklardan Dündar Ali Kılıç ile Fahrettin Aslan’dan aldığı,

Kulüplerinde yasak olan oyunlar için polisin baskın yapmaması amacı ile Dündar Ali Kılıç, Fahrettin Aslan ve Hüseyin Cevahiroğlu’nun Şükrü Balcı’ya rüşvet verdiği kanaati hasıl olmuştur.

Sanıklardan Fahrettin Aslan ile Hüseyin Cevahiroğlu birlikte gönderilmiştir.


Tetkik ve kanuni gereği taktir buyrulmak üzere iş bu fezlekeli tahkikat evrakı 4.Kor. ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığına sunulur.

Arzederim. 24.4.1984

Faruk Metin
Emniyet Müdürü


Dizi Pusulası
1. Dündar Ali Kılıç’ın gözetim altına alınma yazısı,
2. Dündar Ali Kılıç’ın yakalanma tutanağı, üst arama zaptı ve ev araması,
3. Dündar Ali Kılıç’ın nüfus cüzdanı sureti,
4. Dündar Ali Kılıç’ın 9.4.1984 günü 4.Kor. ve Synt.K.na teslim yazısı.
5. Fahrettin Aslan’ın gözetim altına alınma yazısı,
6. Fahrettin Aslan’ın nüfus cüzdanı sureti,
7. Fahrettin Aslan’ın rüşvetle ilgili olarak alınan ifadesi,
8. Fahrettin Aslan’ın diğer hususlarda alınan ifadesi,
9. Hüseyin Cevahiroğlu’nun rüşvet olayı ile ilgili olarak alınan ifadesi.

15 Aralık 2009 Salı

1.nci MİT raporu




Raporun asıl İsmi:
Banker Bako Olayı, Polis İçindeki Çekişme ve Yeraltı - Polis - Kamu
Görevlileri İlişkileri


1. 12 Eylül 1980’den sonra araştırmalar, kaçakçılığın terörün başlıca unsurlarından biri olduğu kanaatini yaratmış ve bu nedenle 25 Aralık 1982 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı’nda Org. Necdet ÖZTORUN’un başkanlığında Korg. Recep ERGUN, Korg. Nevzat BÖLÜGİRAY, Korg. Burhanettin BİGALI, Koram. İrfan TINAZ, Tuğg. Doğan SOLMAN, Emniyet Genel Müdürü Fahrettin GÖRGÜLÜ, MİT Daire Başkanı Galip TUĞCU’nun katıldığı kaçakçılık ve rüşvetle ilgili bir toplantı yapılmıştır.

Toplantıda o güne kadar kaçakçılık konularının dışında kalan MİT Müsteşarlığı’na da görev verilmiş ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın buna göre yapılanması kararı alınmıştır. Aynı toplantıda bilgilerin MİT arşivlerinde toplanması ve MİT’in KİHDB (Kaçakçılık İstihbarat ve Harekat Daire Başkanlığı) ve Emniyet Genel Müdürlüğü ile yakın koordinasyon içinde olayların üzerine gitmesine karar verilmişti.

6 Mart 1983’te Genel Kurmay’da 2. Başkanın Başkanlığı’nda diğer bir toplantı yapılmış ve Dündar KILIÇ’la iltisaklı silah, sahte para ve elektronik kaçakçısı Zeki İNAL’ın işbirliği yaptığı ve ilişkili olduğu şahısların durumu değerlendirilmiştir. Bu toplantıda konunun Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT Müsteşarlığı’nca ele alınıp sonuçlandırılması talimatı verilmiştir.

Haziran 1983’te MİT Müsteşarlığı bünyesinde Kaçakçılık Şubesi kurulmuş ve başına şube müdürü olarak bu konuda birikimleri olan Mehmet EYMÜR getirilmiştir. Kaçakçılık konusunda Atilla AYTEK’in başında olduğu Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve İstihbarat Daire Başkanlığı ile çok yakın koordinasyonu başlayan MİT Kaçakçılık Şubesi 9 Şubat 1984’te terörle yakın ilişkisi bulunduğu anlaşılan Dündar Ali KILIÇ, Behçet CANTÜRK ve Abuzer UĞURLU’nun sorguya alınarak , tecrim edilmelerine çalışması teklifini Genelkurmay Başkanlığı’na yapmış, teklifin uygun karşılanması üzerine ilk önce Dündar Ali KILIÇ, bilahare de Behçet CANTÜRK alınarak sorgulanmış ve Ankara Sıkıyönetim Mahkemesine tevdi edilmişlerdir.

Gözaltına alınmaları ve yargılanmaları büyük tepkiler yaratan ve ifadeleri ile yüzlerce kişinin daha tevkif edilmesini sağlayan, birçok görevli ve idareci ile ilişkileri su yüzüne çıkaran Dündar KILIÇ ve Bahçet CANTÜRK’ten sonra yeraltı dünyasından bu görevi yürüten kişilere karşı sistemli bir yıpratma faaliyeti başlamış, bu faaliyetin en ziyade hedefi MİT’e nazaran daha legal bir şekilde çalışan Emniyet Kaçakçılık Dairesi ve bu dairenin başkanı Atilla AYTEK olmuştur.

Günümüze kadar süren ve özellikle basın yoluyla yapılan bu yıpratma ve yıldırma faaliyetine yeraltı dünyası ile menfaat ilişkileri içinde bulunan çeşitli kamu görevlileri de yardımcı ve alet olmuşlardır.

Son günlerde Banker BAKO olayı ile bazı gizli ilişkilerin yeniden su yüzüne çıkmasından tedirgin olan yeraltı dünyası ve işbirlikçileri bu kez olayların arkasında MİT’in bulunduğu varsayımından hareketle Atilla AYTEK’in yanı sıra MİT’e de yüklenmeye başlamışlardır.

Bunun en iyi misali uzun yıllardan beri sadakatle MİT Müsteşearlığı’na hizmet eden, teröristler dahil birçok kişinin yakalanmasını sağlayan, MİT kanalıyla Emniyet Genel Müdürlüğü’ne aktarılan bilgilerle silah ve uyuşturucu kaçakçılarının yurtdışında kullandıkları sahte kimlik ve pasaportların tespitini sağlayan döküman sahtekarınla ilgili olarak Hürriyet Gazetesi’nde yapılan 4-5-7 Kasım 1987 tarihli yayınlardır.

Banker BAKO olayı ile yeraltı-kamu görevlileri ile ilgili istihbari bilgiler müteakip maddelerde sunulmuştur. İstihbari mahiyetteki bilgileri ihtiva etmesine rağmen bu bilgilerin etüdü, günümüzde yeraltı dünyasının kollarını nerelere kadar uzattığı hakkında yeterli bir bilgi verecek, tehlikenin önemini anlatacaktır.

2. Banker BAKO olayının bağlantıları

a)





b) Banker BAKO’nun arkasında ki esas kuvvet Dündar KILIÇ’ın kardeşi İbrahim KILIÇ ve adamı Erdoğan ARSLAN’dır. Bu grup Banker BAKO’ya 1980’li yılların başından beri bu işi yaptırmaktadırlar. Banker BAKO bunların elinde bir oyuncaktır. İbrahim KILIÇ ve Erdoğan ARSLAN 1984’de, Çaybank’a ait çok miktarda sahte senedi Banker BAKO kanalıyla piyasaya sürmüşler ve bu işten milyarlar kazanmışlardır. Halen Pamukbank Nişantaşı Şubesinde Tülin KUTLU (Tel….) bu konuda bilgi sahibidir. Tülin KUTLU’nun 1984’de Garanti Bankası Kurtuluş Şubesi Müdürü olduğu devrelerde Banker BAKO çok miktardaki sahte Çaybank senedini bankaya tevdi ederek kredi almış, Tülin KUTLU senetlerin sahte olduğunu sonradan anlamıştır.

c) ErdoğanARSLAN, DYP il başkanı Yaşar KEÇELİ’nin yeğeni Şeref KEÇELİ’nin kirvesidir. Yaşar KEÇELİ’nin diğer yeğeni Hikmet KEÇELİ ise İstanbul Emniyet Mali Şube Müdürü Cevdet SARAL ve İstanbul polis şefleri ile yakın irtibatlıdır. Esasında Dündar KILIÇ ve yakınları, Dündar KILIÇ’ın cezaevinde bulunmasını Başbakan ÖZAL ve Şarık TARA'ya bağlanmakta ve Özal Hükümetinin gitmesini özellikle istemektedir. Kılıç ailesinin Banker BAKO kanalıyla piyasaya sürdüğü para miktarı 12 milyar dolayında olup, sahte tahvillerin bir kısmı halen İstanbul’un Hacı Hüsrev semtinde piyasaya sürülmektedir.

d) Yeraltı dünyasının avukatlığını ve bu meyanda Of’luların (Osman CEVAHİROĞLU) ve Dündar KILIÇ’ın avukatlığını yapmış olan Karadeniz’li (Samsun) Hüsamettin CİNDORUK, eski Ortaköy Şifayurdu sahibi banker Fikri ERDÜŞ (ölü) ile de iltisaklıdır. H. CİNDORUK’un BAKO, ilişkisi avukat sanık münasebetlerinden doğmayıp H. CİNDORUK’un yeraltı ilişkilerinden kaynaklanmaktadır.

Fikri ERDÜŞ’ün 1981-82 yıllarında Kuruçeşme’de kendine ait gümrük depoları mevcut olup bu depolara Dündar KILIÇ ve Of’lu Osman’da ortakdırlar.

O zamanki MİT İstanbul Daire Başkanı olan Nuri GÜNDEŞ’in de Hüsamettin CİNDORUK ve Dündar KILIÇ’la yakın irtibatı bulunmaktadır. Nuri GÜNDEŞ zaman zaman Teşkilatın imkanlarıyla Hüsamettin CİNDORUK’un özel korumasını da yaptırtmıştır.

1982’de Hüsamettin CİNDORUK, Fikri ERDÜŞ’ün Kuruçeşme’deki depolarına bir geminin mal boşaltması gerektiğini, ancak İstanbul Gümrüğü’nün izin vermediğini ve zorluk çıkarttıklarını söylemiştir.

Bunun üzerine Nuri GÜNDEŞ İstanbul Limanında görevli gümrük amiri Erkan KILIÇAY’a bir personel yollayarak konunun halledilmesini istemiştir. Erkan KILIÇAY, Fikri ERDÜŞ hakkında kalın bir dosyanın bulunduğunu ve bu sebeple gümrük muayenesinin F. ERDÖŞ’e ait depoda yapılamayacağını bildirmiş, Nuri GÜNDEŞ ise İstanbul MİT’de kaçakçılık konularına bakan Cengiz ABAOĞLU’nu İstanbul Gümrük Başmüdürü OKTAY’a göndermiştir. Oktay’ın da zorluk çıkarması üzerine C. ABAOĞLU, Oktay’a, F. ERDÜŞ’ün Konsey Üyelerinden birinin (ismi hatırlanmıyor) yakını olduğunu belirtmiş, bu baskılar üzerine İstanbul Gümrük Müdürü OKTAY, geminin Kuruçeşme’deki depoya yanaşmasına izin vermiştir. İzni elde eden Nuri GÜNDEŞ, Hüsamettin CİNDORUK’a işin halledildiği müjdesini vermiştir.

Banker BAKO 1980 harekatından sonra iflas edince Dündar KILIÇ’a sığınmış ve böylece hem borçlarının zorlamalarla ödenmemesini temin etmiş hem de elindeki çek ve senetlerin Dündar KILIÇ ve adamları vasıtası ile zoraki tahsilini sağlamıştır. BAKO bu arada Fikri ERDÖŞ’ün Fahrettin ASLAN kanalıyla KASTELLİ’den aldığı Kuzguncuk’ta ki yalıya Dündar KILIÇ ve Hüsamettin CİNDORUK kanalıyla yerleştirilmiş, 1984 Ağustos ayından itibaren de Dündar KILIÇ ve adamlarının bastırdığı sahte Çaybank senetlerinin piyasaya sürülmesinde kullanılmıştır.

Bako’nun iflasından sonrada Fikri ERDÖŞ-Dündar KILIÇ ortaklığı devam etmiş, Fikri ERDÖŞ, Dündar KILIÇ , Yahudi Menaim (Metin) Futsi, yurtdışında bulunan İsmail Hacısüleymanoğlu (Of’lu), Yaşar YAMAK ve Osman isimli bir şahıs yurtdışından saç-demir ve çelik boru getirmişlerdir. Bir hesap meselesinden Dündar KILIÇ ‘la arası açılan Fikri ERDÖŞ yurtdışına kaçınca Dündar KILIÇ ,Kuruçeşme’deki depoları bir müddet çalıştırmıştır.

Süleyman DEMİREL’e yakınlığı olan Fikri ERDÖŞ zamanında bu yakınlıktan istifade ile Yapı Kredi ve İş Bankası’ndan büyük krediler almış, BAKO’nun da oturduğu yalı İş Bankası kanalıyla satılmıştır.

e.) Hüsamettin CİNDORUK ve Dündar KILIÇ’la yakınlığına değinilen Nuri GÜNDEŞ MİT’den emekli olup halen Emin CANKURTARAN’a ait Taksim Stadyum Palas Kat-3 17/5 adresi ve ……… no.lu telefonda, ticaretle uğraşmaktadır. Daha önce görevde olduğu tarihte, damadı da Emin CANKURTARAN’ın yanında çalışan Nuri GÜNDEŞ ile birlikte, Dündar KILIÇ ve Yaşar YAMAK’la (Topal Yaşar) ilişkilerinden dolayı MİT’den ayrılmaya mecbur edilen ve MİT’de iken kaçakçılık konularına bakan Cengiz ABAOĞLU çalışmaktadır.

Cengiz ABAOĞLU aynı zamanda Şehmuz TATLICI’nın Kadıköy’de ki Şetat adlı kuruluşunda da görevlidir.

Nuri GÜNDEŞ’in, Dündar KILIÇ’la ilgili soruşturma sırasında Şükrü BALCI, İstanbul Valisi Nevzat AYAZ ve Fahrettin ASLAN’la birlikte gayrimüslimlerden külliyetli miktarda haraç alınması olayına adı karışmış ancak bu konu bilahare çeşitli gerekçelerle örtbas edilmiştir. Bu olaya Cengiz ABAOĞLU, Nuri GÜNDEŞ’in akrabası Hacı Ali ASLAN ve diğer birkaç MİT mensubunun da adı karışmıştır.

Aynı tarihlerde intikal eden bilgilere göre Nuri GÜNDEŞ’in ,

(1) Başak Grubu sahipleri Ertan SERT ve Turan ÇEVİK’ten himaye edilmelerine karşı 60 milyon TL aldığı.

(2) Aynı tarihlerde eski MİT Müsteşar Yardımcısı Nihat YILDIZ’ı Başak Holding’e soktuğu

(3) Başak Holdin’in 300 milyonluk bir borcunu banka müdürüne baskı yapıp ertelettiği,

(4) Erdoğan DEMİRÖREN’in Arşimidis işini kapattırdığı,

(5) Emin CANKURTARAN’ın gümrük işlerine yardım ettiği ve bu meyanda Emin CANKURTARAN’ın Edirne’de takılan bir TIR’ını Kapıkule Gümrük Müdürü Birol KALKAN kanalıyla kurtardığı, Birol KALKAN’ın bu iyiliklerine karşılık Mataracı davasında korunduğu,

(6) Dündar KILIÇ ve Fahrettin ASLAN’dan hediye aldığı ve menfaat temin ettiği, hususları yer almaktadır. Bu ilişkilerde Cengiz ABAOĞLU daima yer almıştır.

f.) Esasen Banker BAKO hayatından endişelendiği için konuşmamakta, cezaevinde vurulmaktan korkmaktadır. Erdoğan ARSLAN ve diğerleri alındığı takdirde Banker BAKO’nun da konuşması ve bazı itiraflarda bulunması mümkündür.

g.) Banker BAKO olayının arkasındaki diğer güçler ise, İstanbul Emniyet Müdürü Ünal ERKAN, Yadımcısı Mehmet AĞAR, Mali Şube Müdürü Cevdet SARAL ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünün diğer üst düzeydeki yöneticileridir.

Olayın ortaya çıkması ve Mali Şube Müdürünün telsiz emri ile tayin edilmesi üzerine aynı akşam Ünal ERKAN, Mehmet AĞAR, Cevdet SARAL, Narkotik Şube Müdürü Sarper BALTACIOĞLU, İkinci Şube Müdürü Ömer TÜZEL, Personel Şube Müdürü Sefer VURUCU ve diğerleri Beylerbeyi’ndeki Polis Evi’nde toplanmışlar ve durum değerlendirmesi yaparak Hürriyet Gazetesi’nden Kasım GENCE’ye Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı yetkililerini “Takunyalı “olarak niteleyen, hükümeti suçlayan ve olayı kapatan Mali Şube Müdürü’nü öven yazıyı yazdırtmışlardır.

Ertesi akşam İstanbul Valisi ile aynı yerde yemek yiyen Ünal ERKAN ve yardımcıları yemekten sonra Çevik Kuvvet Şube Müdürü Necati ALTUNTAŞ’ı, Kasım GENCE’yi bulup gazeteye gitmesi ve Ankara baskısını alıp gelmesi için görevlendirmişler, Necati ALTUNTAŞ’da görevi yerine getirmiştir.

Hürriyet Gazetesi’ne Kasım GENCE ile birlikte gidip gazeteyi alan N. ALTUNTAŞ “Neler yazmışsınız başımız belaya girecek” demiş, Kasım GENCE ise gülerek “Dün akşam sizinkilerle birlikte yazdık. Onlarla birlikte kaleme aldık” şeklinde cevap vermiştir. Gazeteyi Ünal ERKAN’a götüren N. ALTUNTAŞ “Müdürüm bu yazı başımızı ağrıtır” demiş Ünal ERKAN ise “Merak etme hiç bir şey olmaz” şeklinde cevaplamıştır.

Necati ALTUNTAŞ’ın Hürriyet Gazetesine gidişi Emniyet Genel Müdürü Saffet Arıkan BEDÜK tarafından öğrenilmiş neticede N. ALTUNTAŞ’ın Urfa’ya tayini çıkmıştır.

Ünal ERKAN ve Mehmet AĞAR ise Emniyet Genel Müdürü’ne, İstanbul Valisi Nevzat AYAZ’ı şahit göstermek ve yemin etmek suretiyle olayla ilgileri olmadığını söylemişler ve Genel Müdürü kandırmışlardır. N. ALTUNTAŞ bir tertibe kurban gittiğini söylemekte ve Ünal ERKAN ile Mehmet AĞAR’a çok kızmaktadır.

h) Esasen, Ünal ERKAN başkanlığındaki İstanbul Emniyet Müdürlüğü üst düzey kadrosu, İstanbul’da ki yer altı dünyası ile yakın ilişki içindedir. Bu ilişkinin en büyük koordinatörü emekli cinayet masası şefi Ahmet ATEŞLİ ve Mehmet AĞAR’dır. Ahmet ATEŞLİ 1 Kasım seçimleri için DYP’den aday olmuş, Mehmet AĞAR’da aynı partiden milletvekili olmayı düşünürken bilahare bundan vazgeçmiştir.

i) Banker BAKO olayındaki gelişmeler ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ndeki tayinler üzerine Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’nde 8 Ekim 1987 akşamı geç saatte İbrahim KILIÇ’ın da katıldığı bir durum değerlendirmesi ve izlenilecek strateji toplantısı yapılmış, toplantıya Dündar KILIÇ‘tan para aldığı için bir ara açığa alınan polis memuru Tuncay KATIRCIOĞLU ile gelen İbrahim KILIÇ saat 01:30'a kadar Gayrettepe’de kalmış ve bu saatte Mercedes otosu ile gitmişlerdir. Toplantı Mehmet AĞAR’ın odasında yapılmıştır.

j) Banker BAKO olayının açığa çıkmasından sonra Dündar KILIÇ’ın kızı ve damadı Uğur (ikiside aynı isimde) ile kızkardeşi (aynı zamanda Of’lu İsmail’in eşi) Türkiye’yi terk etmişler İspanya’ya yerleşmişlerdir.

k) İstanbul Emniyeti’nde ve yeraltı camiasında BAKO olayı ve bu olaya bağlı olarak diğer yolsuzlukların meydana çıkmasından büyük tedirginlik duyulmakta, özellikle BAKO olayının aldığı “Politik” şekil rahatsızlık vermektedir.

3.a) Yeraltı dünyasının ünlü isimleri 12 Eylül 1980’den sonra göz altına alınmaları, aranmaları ve birçok faaliyetlerinin ortaya çıkması neticesinde rahatsız olmuşlar ve özellikle Anavatan Partisi’nin, aldığı ekonomik tedbirlerle, illegal gelir kaynaklarını kurutması karşısında, bu hükümete karşı bir tavır olarak muhalif partilere yanaşmışlardır.

Menfaat ilişkilerini her şeyin üzerinde tutan bu grup bir yandan eski İçişleri Bakanı Hasan Fehmi GÜNEŞ kanalıyla SHP’ye sızmaya çalışmış diğer taraftan DYP’li İl Başkanı Yaşar KEÇELİ ve Hüsamettin CİNDORUK kanalıyla DYP ile mevcut yakınlığını pekleştirmiştir. Bu meyanda SHP’nin İstanbul Vatan Caddesi’ndeki bir toplantısına İbrahim CEVİROĞLU (Of’lu Osman’ın yakını) katılarak Fehmi GÜNEŞ ile birlikte oturmuş, aynı toplantıya Ankara Mamak Cezaevi’nde bulunan Dündar KILIÇ büyük bir çelenk yollamıştır.

b) Yeraltı dünyasından DYP’ye sızma ve destek ise irtibatların fazlalığı nedeniyle daha çok olmuştur. Buna misal olarak, partiye Fatih’ten kaydolan emekli başkomiser Ahmet ATEŞLİ, emekli İstanbul Mali Şube Müdürü Cevdet SARAL’ın yanı sıra emekli istihkam Albay Ali İhsan CESUR’da gösterilebilir.

1984 yılında yakalanan Ermeni asıllı anneden doğma Lice’li uyuşturucu ve silah kaçakçısı Behçet CANTÜRK’ün ifadelerine istinaden gözaltına alınan ve ifadelerden Behçet CANTÜRK’ün uyuşturucu kaçakçılığına askeri kamyonlarla destek sağladığı anlaşılan Emekli Albay Ali İhsan CESUR, bütün dünyaca aranan Sarı AVNİ (Avni KARADURMUŞ) ile dünürdür.

Ali İhsan CESUR, Mamak Cezaevi’nden tahliye edildikten sonra bir müddet Beşler Sucukları’nın müdürlüğünü yapmış, daha sonra DYP’ye katılarak Kağıthane ve Beykoz ilçelerinde faaliyet göstermiştir. (Ek-1 resim)

c) DYP- Yeraltı ilişkilerine bir diğer örnek Sadettin BİLGİÇ- Kağıthaneli Kürt HASAN ilişkisidir. Bu çok samimi ilişkinin yanı sıra Yahya DEMİREL’in bir ucu ŞELEFYAN’a diğer ucu Enis KARADUMAN’a uzanan ve sayısız irtibatları kapsayan yeraltı ilişkileri sayılabilir.

d) DYP - Yeraltı ilişkilerinde diğer bir hat ise İl Başkanı Yaşar KEÇELİ’nin yeğenleri vasıtasıyladır. Petrol Ürünleri AŞ ortaklarından olan Hikmet KEÇELİ’nin, Aytekin KOTİL ve Sovyetlere de ilişkisi olup Hikmet ve Aytekin KOTİL’in 22 Mayıs 1981 günü 34 RF 777 plakalı oto ile SSCB Konsolosluğu’na gittiği tesbit edilmiştir.

Kaçakçı armatörler Ziya ve Halis KALKAVAN’lar, altın kaçakçısı Nasrullah AYAN, uyuşturucu ve silah kaçakçısı Behçet CANTÜRK ile yakın irtibatları olan Hikmet KEÇELİ , eski tarihlerde Behçet CANTÜRK’ten 300 milyon TL. borç almış, bu borcun senedi Yapı Kredi Bankası-Mecidiyeköy Şubesinden muhafaza edilmiştir. Nasrullah AYAN’la hayali ihracat işlerinde ortaklık yapan Hikmet KEÇELİ’nin tespit edilen bir görüşmede 30-35 bin tişört aldığı, bunları Nasrullah AYAN’ın istediği yere gönderebileceğini söylediği, Nasrullah AYAN’ın da mal yüklü kamyonla ilgili gelecek arkadaşı ile bunu halledebileceğini bildirdiği anlaşılmaktadır.

Hikmet KEÇELİ’nin ortağı Nasrullah AYAN, Sarp KURAY’ın lideri olduğu Partizan Yolu’nun uzun yıllar finansörlüğünü yapmıştır.

4. Yeraltı Dünyası ile Bürokratlar ve üst kademedeki yöneticiler ve bunların yakınları arasında özellikle İstanbul’dan kaynaklanan önemli irtibatlar bulunmaktadır. Bu ilişkilerin kurulmasında her zaman öncülüğü İstanbul polisinin üst düzey yöneticileri çekmişlerdir.

Genellikle tesadüfi gibi görünen tanıştırmalar, küçük ve zararsız hediyeler, kadın ilişkileri, gece hayatı, bu irtibatların başlangıcı olmaktadır.

İki tip irtibata misal vermek gerekirse şunlar sayılabilir:

(1) Tahsin ŞAHİNKAYA

Tahsin ŞAHİNKAYA, Sarı Avni (Avni MUSULLULU-KARADURMUŞ), Behçet CANTÜRK, Dündar KILIÇ, Fahrettin ASLAN ile inşaat ve ihale mafyasıyla ilişkilidir. ŞAHİNKAYA ’nın bu alandaki ilişkilerine ait , Ankara Sıkıyönetim 4 no.lu Mahkeme Başkanlığı’nda ifadeler , teyp tapeleri ve teyp bantları bulunmakta olup, Selahattin DELİDERE isimli bir silah ve uyuşturucu madde kaçakçısının konuştuğu (Diyarbakır’da) bir teyp bandında adıgeçene Sarı Avni’nin yurtdışında bir villa aldığından bahsedilmektedir.

Tahsin ŞAHİNKAYA’nın İstanbul Emniyet Müdür Muavini Mehmet AĞAR ile yakın irtibatı olup Mehmet AĞAR, adıgeçenin "terzi - elbise temizliği" dahil her nevi özel işiyle uğraşmaktadır.

Ayrıca Dündar KILIÇ’ın avukatlığını yapmış olan Mümin KAVALA’nın Tahsin ŞAHİNKAYA’nın akrabası olduğu söylenmektedir.

(2) Eski Genel Kurmay Başkanı Necdet ÜRUĞ:

Adıgeçenin, İstanbul 1. Kolordu Komutanı olduğu devrede Şükrü BALCI-Fahrettin ASLAN-Hamsi Fuat lakabıyla tanınan Beşiktaş Askerlik Şubesi Başkanı Alb. Fuat DİNÇER ve eski MİT görevlisi Nuri GÜNDEŞ kanalıyla bazı irtibatları olmuştur.

İrtibatları arasında Topal Yaşar lakabıyla tanınan silah-uyuşturucu kaçakçısı Yaşar YAMAK bulunmakta olup, bu şahıs bilahare N. ÜRUĞun tavsiyesiyle MİT tarafından eleman olarak kullanılmış, ancak herhangi bir faydası olmamıştır.

Nitekim 15 Kasım 1981’de PAPİLE isimli turistik bir otelde Hopa Emniyet Amiri’nin de bulunduğu içkili toplantıda Yaşar YAMAK İstanbul’da tutuklandığını ancak çok şey bildiğinden ve üst düzeydeki birçok kişinin başını yakacağını söylediğinden serbest bırakıldığını Tuncay MATARACI’ya da çok haraç verdiğini söylemiştir.

Hamsi Fuat ismiyle tanınan Emekli Albay Fuat DİNÇER, bütün yeraltı dünyası ile çok yakın ilişkiler içindedir. Üsteğmenliğinde battaniye ve askeri kıyafet satarken yakalanan bu albay , Genelkurmay Başkanı iken N. ÜRUĞ’un evine gelip kalan ve senli benli konuşan ender insanlardan biridir.

N.ÜRUĞ, yolsuzlukları kamuoyuna aksetmiş olan Şükrü BALCI’yı ve eski İstanbul Blg. D. Bşk. Nuri GÜNDEŞ’i devamlı himaye etmiş ve Şükrü BALCI’yı adeta kahraman gibi empoze ederek Sn. Cumhurbaşkanımız tarafından mükafatlandırılması sağlanmıştır. Şükrü BALCI ile ilgili yolsuzluk soruşturmalarının da kapatılmasını sağlayan N. ÜRUĞ’dur.

N.ÜRUĞ’un yeraltı dünyası ile diğer bağlantıları İst. Syn.K.lığı Adli Müşaviri Fahrettin AKSOY (Deve Fahri) ve Hakim Albay Şevket KAYIRAN vasıtasıyladır. Şevket KAYIRAN, Tuncay MATARACI’nın Gümrük Müdürü Ali Galip KAYIRAN’ın ağabeyisidir.

N.ÜRUĞ’un oğlu Hadi ÜRUĞ, yıllarca İstanbul yeraltı mafyası ile iç içe olmuş, Dündar KILIÇ’ın maden işlerine girmiş, yeraltı dünyasının işlerini takip etmiştir. Nitekim İR 405 ruhsat ve 660 sicil numaralı Balıkesir ili Dursunbey ilçesi Odaköy civarındaki maden ocağının satış ve işletilmesi ile ilgili mukavelelerde Hadi ÜRUĞ’un ismi yer almaktadır.

Nevzat NAS (Mardinli-Kürtçülük Faaliyeti), Mehmet HADDAT (Giresunlu), Atıf KEÇECİ (İstanbul Emniyet Müdürlüğünde Affan KEÇECİ’nin ağabeyi), Fehmi AYANOĞLU, Kenen NEHRAZOĞLU (Shell’de çalıştı), Selattin BABÜROĞLU, Hakkı MERT, Tekin ALKAN (Mardinli Süryani), Alattin TÜYLÜOĞLU (Dündar Kılıç’ın adamı, Emekli Süvari Albay Ziya AZAK, Işık Finansman (Işık Kamil ÖNOL), Aziz GÜÇLÜ (İzmir’de yeraltı dünyasından), Öznur TAYLAN (İnci Baba ve Abidin NECİMOĞLU’nun avukatı), Çetin GÜVEN (Disk davasına bakan eski Hakim Gnl.) Muzaffer ATILGAN ve Dündar KILIÇ’ın isimlerinin geçtiği bu çok karışık maden işinde Hadi ÜRUĞ , Oğuz KANTAROĞLU’ndan madeni satın alan şahıs olarak gözükmektedir.

Diğer taraftan bir zamanlar İstanbul’da Şişli’de Günaydın Apartmanı’ndaki “Randevucu Mükü’ye “ ait evde sermaye olarak çalışan Gülser BAYER (Gül-Gülser HASTAN) kendisini N. ÜRUĞ’un yeğeni olarak tanıtmaktadır (Dayısı).

Uyuşturucu madde kaçakçılığı yapan Sedat BAYER isimli şahısla evlenen ve Londra’da…… telefonlu 10 Casterbridge Abbey Rood, NW 6 London adresinde oturan ve bilahare kocasından ayrılan Gülser’in bütün yeraltı dünyası ile ilişkisi mevcuttur. G. BAYER, N. ÜRUĞ’un Genelkurmay Başkanı olduğu devrelerde Ankara’ya gelmiş ve N. ÜRUĞ ile telefonla konuştuktan sonra evine ziyaretine gitmiştir. G. BAYER’in annesi İzmir’de oturmakta ve telefonu……dur. G. BAYER, İstanbul’da Ahmet ATEŞLİ’nin basın toplantısı yaptığı Suadiye Oteli’nde kalmaktadır.

N.ÜRUĞ’un kadınlara düşkün olduğu ve 1981 yılında Fahrettin ASLAN’ın İstanbul Sheraton Oteli’nde özel bir odada kalan N.ÜRUĞ’a Emel SAYIN’ı getirdiği bu tarihte Emel SAYIN’ın Fahrettin ASLAN’ın oğlu ile evli olduğu söylentiler arasındadır.

(3) Vali Nevzat AYAZ:

Polislikten gelme Nevzat AYAZ, Başkomiser olduğu tarihte İstanbul Emniyeti’nde tescil Amirliğine bakmış, bu sebeple gazino, kahvehane ve benzeri yerlerin ruhsatlarının verilmesinde Fahrettin ASLAN ve diğer yeraltı adamlarıyla ilişkiler kurmuştur. Birçok olayın arkasında olan Vali AYAZ, Şükrü BALCI ile sınıf arkadaşı ve yakın dosttur.

Fahrettin ASLAN’la ilgili uyuşturucu madde kaçakçılığı soruşturması sürdüğü tarihte, Fahrettin ASLAN’a plaket vermek ve bunu basın aracılığı ile yansıtarak F.ASLAN’ı onurlandırmak suretiyle himaye eden Vali AYAZ, eski Genel Kurmay Başkanı’nın Sayın Cumhurbaşkanımıza müspet empozeleri ile bugüne kadar yerini muhafaza etmiştir.

Şükrü BALCI’nın gayri müslimlerden baskı suretiyle para toplama işinde de adıgeçen Vali AYAZ’ın, kendisini bu görevden almak istediğini bildiği ÖZAL Hükümeti’ne sempatisi yoktur.

Banker BAKO olayının da içinde bulunan Vali AYAZ, BAKO olayının ortaya çıkmasının emareleri gözüktüğü tarihte Hüsamettin CİNDORUK, Emniyet Müdürü Ünal ERKAN ve Cevdet SARAL ile birlikte toplanarak durum değerlendirmesi yapmıştır.

Nitekim Temmuz ayı ortalarında yapılan bu toplantıdan sonra Emniyet Müdürü Ünal ERKAN, basında çıkan yazılarla ilgili olarak Emniyet Müdürlüğünü arayan Adnan KAHVECİ’nin ve diğer üst kademe yöneticilerin kayda geçirilmesi hususunda Güvenlik Şube Müdürü’ne talimat vermiştir. Amaç bu kayıtların ileride ANAP aleyhinde kullanılmasıdır.

Olayın ortaya çıkmasından önce Mali Şube ekipleri Kurtuluş’ta bulunan BAKO’ya ait BESA Şirketi’ne gidip gelmeye başlamışlar, olayın soruşturmasının Savcı Oktay ÇAKIR’a tevdi edilmesinden sonra da İstanbul Emniyeti’ne ait özel ekipler, Savcı Oktay ÇAKIR’ın hareketlerini kontrol altında tutmaya başlamışlardır.

Savcı Oktay ÇAKIR, BAKO ve yeraltı dünyası ile ilişkili Banker Engin CAN’ın bürosunda arama yaparken, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce görevlendirilen özel otolar yakın gözetlemede bulunmuşlardır.
Vali AYAZ, Bako olayında Emniyet Müdürü Ünal ERKAN ve Yardımcısı Mehmet AĞAR’ı korumuş, Hürriyet Gazetesi’nde çıkan ve Ankara’daki yöneticileri “Takunyalılar” olarak niteleyen yazı ile hiçbir ilgilerinin olmadığını ve yazının hazırlandığı gece birlikte yemekte olduklarını, İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü’ne ifade etmiştir.

Esasen İstanbul Emniyet Müdürlüğünün çeşitli irtibatları arasında aşırı sağcı unsurlar bulunmaktadır. Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet AĞAR, Süleymancı Kemal KAÇAR’ın koordinatörlük yaptığı şirketin sahipleri İbrahim ASLAN ve Mahmut ŞAHİN ile yakın temas halinde olup, bu şahıslara gizli kalması icap eden soruşturma ve tahkikatlarla ilgili bilgi vermektedir.

İbrahim ASLAN’a ait Aslan Nakliyat, Tır taşımacılığı yapmakta 150 TIR’a sahip bulunmaktadır.

İbrahim ARSLAN, Malatya Vali şoförlüğü sırasında uyuşturucu ve silah ticareti yapmıştır. Mahmut ŞAHİN’e ait Şahlan Nakliyat, Deniz Ticareti ile iştigal etmektedir. Hira 1-2-3 gemileri bilinmektedir. Şahlan ve Aslan Nakliyat firmalarının genel Koordinatörü Süleymancı lider Kemal KAÇAR’dır.
Yukarıda bahsi geçen isimlerin dışında Yeraltı-Güvenlik görevlisi Bürokrat-İşadamı ilişkileri yönünden önemli isimlere rastlamak mümkündür. Menfaate dayalı bu çok yönlü ve karışık ilişkileri bir ayrı etütle tahlil etmek mümkün olabilir.

Yeraltı dünyasının çeşitli kesimlerle ilişkilerine dair ilginç örnekler müteakip maddelerdedir:

5. İstanbul Mali Şube Müdürünün alınması ve Narkotik Şube Müdürü Sarper BALTACIOĞLU’nun da alınacağının gazetelerde çıkması üzerine İstanbul’da yakalanan uyuşturucu madde miktarında bariz bir artış meydana gelmiştir. Yakın tarihte Gebze’de yakalanan ve İstanbul Valisi ile Emniyet Genel Müdürünün mükafatlandırıldığı olayda tahkikatlar tam olarak yapılmamış, İran'dan baz morfini taşıyan ve imalatı yapan kişiler yakalanmış, olayın içinde bizzat bulunan ve esas organizasyonu ve finansmanı yapan çiftlik sahibi ve uyuşturucunun Avrupa’daki organizasyonunu yapan Volkan isimli şahıs alınmamış, çiftlik sahibinin suçu üstlenen ağabeyi alınmıştır.

3-4 yıldan beri imalat yapılan bu çiftlik İstanbul Polisince bilinmekte ve imalata göz yumulmaktadır. BAKO olayından alınan yara üzerine organizasyonun bir bölümü yakalanarak olay büyük bir muvaffakiyet olarak takdim edilmiştir. Organizasyonda bulunan ve yakalanmayanlar için Hollanda’dan İstanbul Polisine külliyetli miktarda para gönderilmiş ve bunun organizesini de Volkan isimli şahıs yapmıştır. Uyuşturucu organizasyonunun arkasındaki isimler arasında Of’lu Osman (Osman Cevahiroğlu), Of’lu İsmail (İsmail Hacısüleymanoğlu) ve KALKAVAN’lar bulunmaktadır.

6. İstanbul Polisi ile mafya bağlantısını kuran kişi emekli Cinayet Müdürü Amiri Ahmet ATEŞLİ olup, Ahmet ATEŞLİ’nin halen İstanbul Polisi üzerinde Emniyet Müdürü’nden fazla bir etkinliği bulunmaktadır.

Bu etkinlik İstanbul İkinci Şubede bariz bir şekildedir. İstanbul Emniyet Müdürü Ünal ERKAN ve Yardımcıları, Ahmet ATEŞLİ’ye “Baba”, “Ağabey” şeklinde hitab etmektedirler.

Ünal ERKAN daha önce Emniyet Md. Yardımcılığı yaptığı dönemde, Mehmet AĞAR ise, İkinci Şube Müdürlüğü döneminde ATEŞLİ ile yakınlaşmışlar ve böylece polis- yeraltı ilişkileri pekleşmiştir.

Esasen Ankara’da bulunduğu dönemde Kürt Ahmet ve Kemal HORZUM’la yakın münasebeti dikkati çeken Ünal ERKAN’ın İstanbul’a tayini bir hayli polemiklere sebep olmuş ve Sn. Başbakan ÖZAL’a iyi bir şekilde takdim edilmesi ve Başbakanca desteklenmesi üzerine kadrosuyla birlikte İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne verilmiştir.

Ünal ERKAN’ın Ahmet TURGUT ve Kemal HORZUM ile ilişkileri ve bunun mahiyeti hakkında kayıtlarımızda Kasım 1987 ayı içinde Haydar KOÇ tarafından yapılan açıklamalar paralelinde bilgiler bulunmakta olup , bu bilgiler eski tarihlerde Cumhurbaşkanlığı’na ve Başbakanlığa not olarak da sunulmuştur. Ünal ERKAN’ın ekibine ayak uyduramayan Kemal YAZICIOĞLU kadrodan dışlanmış ve Ankara’ya Teftiş Kurulu’na verilmiştir. Kadro dışındaki Mehmet AĞAR ise Ünal ERKAN’ın en yakın mesai arkadaşı haline gelmiştir.

İfade edildiğine göre son 20 yıl içinde bu dönem kadar İstanbul’un kanunsuz ve kontrolsüz kaldığı, yeraltı dünyasının bu kadar himaye gördüğü dönem görülmemiştir.

Adıgeçenler, kendilerine en büyük destek olan üst makamlarına karşı dahi, politik olarak zayıfladıklarını tahmin ettikleri ve menfaatleri ağır bastığı zaman, oyunlara girme ve çok yönlü hareket etme temayülündedirler.

7. İstanbul Emniyeti, emekli olan Ahmet ATEŞLİ’ye İkinci Şube’ye ait 75 model bir Mercedes tahsis etmiş ve bir koruma ile şoför vermiştir. Şoförlüğünü halen İkinci Şube Birinci Kısım’da 4451 kodlu ekipte görevli Karadeniz’li Mustafa isimli polis memuru yapmıştır.

Bu aracın çok dedikodu çekmesi üzerine 1 ay önce Mercedes ve görevliler alınmış, bunun yerine yeni bir zeytuni renkli 131 otomobil verilmiştir. İstanbul’da mafya tarafından işlenen birçok cinayetin “faili meçhul” bir şekilde kapanmasını veya faillerinin değiştirilmesini sağlayan Ahmet Ateşli’nin yakın tarihte Gündüz KAPTANOĞLU tarafından öldürülen “Tilki Selim’in” olayını da faili meçhuller arasına soktuğu belirtilmektedir.

Ahmet ATEŞLİ’nin aşağıdaki olaylarda kilit rol oynadığı bildirilmektedir:

(1) Savcı Marlon KEMAL’in öldürülmesi olayı
(2) Şarkıcı Esengül’ün öldürülmesi olayı
(3) Of’lu İsmail’in yurtdışına kaçırılması
(4) Kaybolan Banker Servet olayı
(5) Kürt İdris’in Boğaz Köprüsünde eroinle yakalanıp salıverilmesi olayı
(6) Beyoğlu İtalyan Oteli’ndeki kesikbaş cinayeti olayı
(7) Telemen olayı
(8) Dündar KILIÇ’ın yazıhanesinde vurulan Bahriye’li lakaplı şahsın ölüm olayı
(9) Eroinci BAYBAŞİN’in vurduğu İbrahim ÇALIŞKAN olayı
(10) Ziya KALKAVAN’ın kızının ölümü
(11) Ocak Pastanesi sahibinin yaralanması olayı
(12) Tarık ÜMİT’in vurulması olayı

1979’da ŞELEFYAN’ın teneke ihalesine Dündar KILIÇ, Şadan KALKAVAN ve Gündüz KAPTANOĞLU ile katılan ve hisse alan ATEŞLİ bu tarihten sonra KALKAVAN’lara ortak olmuş ve Şadan KALKAVAN’ın silahını taşımaya başlamıştır.
KALKAVAN’ın Gebze Dil İskelesinde bulunan Sedef Gemi İnşaat Şirketi’ne Ahmet ATEŞLİ’de ortaktır. 5.nci maddede bahsi geçen çiftliğe yakın olan bu yerden KALKAVAN’ların uyuşturucu madde kaçakçılığı yaptığına dair duyumlar mevcuttur.

Diğer bir duyuma göre Ahmet ATEŞLİ’nin Suadiye Bağdat Cad. Öncü Sok. Özlem Apt. No: 1 Kat:5 adresindeki dairesini Of’lu Osman (Osman CEVAHİROĞLU) hediye almıştır.
8. Mehmet AĞAR’ın hemşehrisi Kebapçı Set Kemal’in geçen kış Kürt İdris’in yeğeni Nihat’ı vurma hadisesi ile Kemal’in ağabeysi Kenan’ın 1 kişiyi öldürme hadisesi İstanbul Polisince kapatılmıştır.

Yakın tarihte öldürülen Fevzi ÖZ’ün şoförünün olayı da faali meçhul cinayetler arasına girmiş ve Fevzi ÖZ’ün ifadesi bile alınmamıştır. Ayrıca silah ve uyuşturucu kaçakçısı Zihni İPEK, hükümlü Lokman KONDAKÇI, uyuşturucu kaçakçısı Enis KARADUMAN gibi aranan yüzlerce şahıs, İstanbul’da rahatlıkla gezmekte, hatta bazıları gece klüplerinde ve umuma mahsus yerlerde polislerle birlikte olmaktadır.

Mehmet AĞAR, Fındık kralı diye bilinen Lokman KONDAKÇI’yı bir yeraltı grubuna dövdürmek ve sonra himayesine almak suretiyle Lokman’la yakınlık kurmuş, keza hayali ihracatın büyük isimlerinden Turan ÇEVİK’e de baskı kurdurarak aynı yakınlığı sağlamıştır.

Yeraltı dünyasını Ankara’daki üst düzey bürokratlara da AĞAR empoze etmekte ve Turan ÇEVİK , Fevzi ÖZ , Necdet ULUCAN gibi ünlü isimleri üst düzey bürokratlarla ve hatta bakanlarla tanıştırarak bağlantılarını sağlamlaştırmakta, faaliyetini legalize etmektedir.

9. Mehmet AĞAR, Nihat CAMADAN, İsmail TAŞKAFA, Ziver ÖKTEM ve Necati ALTUNTAŞ’ın gayrimeşru paraları Mehmet AĞAR’ın dayısı Yılmaz AKÇADAĞ ve ortağı Ekrem GOCAY’a verilmekte, bu şahıslar da paraları büyük iş adamlarına vererek faiz almaktadırlar. Perşembe pazarında otomobil yıkayıcılığı yaparken kısa zamanda demir ticareti ve faizcilikle milyarder olan Ekrem GOCAY ve ortağı Yılmaz AKÇADAĞ’ın Kabataş Set üstünde yazıhaneleri vardır.

Mehmet AĞAR’a ait 18 adet ev ve arsa tapusu, dayısı Yılmaz AKÇADAĞ’ın boşanmış olan eşi Şükran AKÇADAĞ’ın üzerindedir. Dayısının eski eşi bu tapuların üzerinde gözükmesinden rahatsızdır.

10. 12 Eylül’den sonra Dündar KILIÇ’ın Bandırma’da gözaltına alındığı tarihlerde bir DEV-SOL mensubu, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’na 12 Eylül’den önce ve sonra Dündar KILIÇ ve kardeşi İbrahim KILIÇ’la zaman zaman buluştuklarını, her buluşmada adıgeçenlerden 200 bin TL. Para ve 20 kutu mermi aldıklarını ihbar etmiş, ihbarın tahkiki İstanbul Birinci Şube Müdürlüğü’ne verilmiştir.

Olaya Elazığ’lı kebapçı Set Kemal’in tavassutuyla o tarihte İkinci Şube Müdürü olan Mehmet AĞAR ve Birinci Şube Müdürü Tayyar SEVER müdahale etmişler ve Birinci Şube Müdür Muavini Alican ÖZGENLER ve Başkomiser Celal ALTINTAŞ’ın muhalefetlerine rağmen olayı kapattırmışlar, soruşturmayı Başkomiser Celal’den alarak başkasına vermişlerdir. Sorgulamada İbrahim KILIÇ’ın ifadesine başvurulmuş, Dündar KILIÇ’ın evi ve işyeri usulen aranmış ve İbrahim KILIÇ’ın ihbarcıyı cezaevinden tanıdığı ve hastası olduğu için para verdiği şeklindeki beyanına itibar edilerek ve ihbarcıya baskı yapılarak olay kapatılmıştır. Olaydan sonra Başkomiser Celal ve Alican ÖZGENLER pasif görevlere alınmışlar, her ikisi de İbrahim KILIÇ’ın kendilerine renkli TV. hediye etme teklifini reddetmişlerdir.

Dündar KILIÇ ve kardeşi İbrahim KILIÇ ile DEV-SOL’dan Paşa GÜVEN, Hüseyin SOLGUN, Dursun KARATAŞ ve MLSPB’den Hasan ŞENSOY’un yakın irtibat ve işbirliği olmuştur.

11. Ünal ERKAN ve Mehmet AĞAR’ın gizli ve önemli buluşmalarını yaptıkları Etiler Ulus Mahallesi’nde ve Kadıköy- Bostancı’da iki ev vardır. Ulus Mahallesi’deki ev Diyarbakır’lı Vekin AKTAN’ın üzerine olup, parası Behçet CANTÜRK tarafından ödenmektedir.

12. Mehmet AĞAR’ın yurtdışı bazı bağlantılarını özellikle Arap Ülkelerinde dansözlük yapan dostu Yonca YÜCEL yürütmektedir. Yonca YÜCEL’in İstanbul Adresi: Teşvikiye Cad. 66/8 Celal Apt. olup, telefonu…….dır.

Mehmet AĞAR Ankara’ya geldiğinde Yonca Yücel ile ……telefonla görüşerek, konsomatris Nur’un evinde buluşmakta ve kalmaktadır.

Turan ÇEVİK, 3 yıl kadar önce Mehmet AĞAR’a 5 milyon değerinde bir saat, Lunaparkçı Osman KAVRAN 86 Yılbaşında 5 adet beşi bir yerde ve AŞÇIOĞLU grubunun adamı, kaçakçı ve kuyumcu Cavit’de Mehmet AĞAR’ın eşi Emel’e bir Reno 5 almıştır.

Mehmet AĞAR, İstanbul’da …..nolu telefonda bulunan Pınar isimli bir kadını Emniyet Genel Müdürlüğü’nde çok üst rütbede bir kişiye sürmüş ve bu şahsın Pınar ile olan ilişkileri ve fotoğrafları İstanbul Emniyeti’nce şantaj olarak kullanılmıştır.
Mehmet AĞAR’ın Turan ÇEVİK, Burak SAĞMAN ve bazı bürokratlarla ortak hayali ihracat işleri vardır. Mehmet AĞAR’ın bu işlerini Ankara’ya sık sık gidip gelen şoförü Polis Memuru Necdet takip etmektedir. Necdet’in hakkındaki söylentilerin açığa çıkması karşısında yakın tarihte polislikten ayrıldığı ve Ayvalık’ta Belediye’ye ait 160 yataklı bir oteli kiraladığı belirtilmektedir.

13. Turan ÇEVİK, Burak SAĞMAN, bazı bürokratlar ve Artist Nazan ŞORAY, 1986 sonlarında Ankara Başkent Gazinosu’nda birlikte görülmüşler, bunu takip eden günlerde Burak SAĞMAN’ın yönetim kurulu başkanı olduğu Atlas A.Ş.’nin Antalya’da bir gemide yakalanan 80 milyarlık hayali ihracat olayı meydana çıkmıştır.

Olayın kapanması için Mehmet AĞAR ve Turan ÇEVİK’e yakın bir Devlet Bakanı teşebbüslerde bulunmuştur.

14. BAKO olayı dolayısıyla tayini çıkan ve DYP’den adaylık için müracaatta bulunan Mali Şube Müdürü Cevdet SARAL, 1987 içinde Fevzi ÖZ, Necdet ULUCAN, Berber YAŞAR, Emin GÖRPE ve Mehmet Ali YILMAZ isimli yeraltı dünyasının tanınmış isimleri ile ortak olarak 17 milyarlık hayali ihracat işi yapmıştır.

Cevdet SARAL ve Mehmet Ali YILMAZ, aday listelerinin belli olacağı tarihte Ankara’ya gelmiş ve birlikte Büyük Ankara Oteli’nde kalmışlardır.

Cevdet SARAL’ın bir arkadaşı ile kaleme aldığı belirtilen Kalın Kara İnce Beyaz isimli ve Aycevren imzalı, Bilman basımevi tarafından basılan bir kitabın AP’ce finanse edildiği söylenmektedir.

15. Yüksel KAZANCI isimli bir şahıs ile İstanbul Emniyet Müdürü Ünal ERKAN arasındaki ilişkilerle ilgili bir ihbarda aynen şöyle denilmektedir. (İhbarı yapan şahısla temas kurulması mümkündür.)

Yüksel KAZANCI:

Yaptığı iş; Yurtdışında otelcilik, Genelev işletmeciliği, Sancak Bar (büfe), beyaz kadın ticareti vs. ve beyaz işi.

Bu konuda Hollanda Polisi’nin bilgisi var. Beyazla ilgili daha önce İstanbul’da vuracaklardı başaramadılar. Devreye müdür girdi. Durumu Şişli Emniyet Amirliği biliyor. Şu anda İstanbul’da bir fabrika açtı, müdür veya bir yakınının hissesi olduğu biliniyor. Yüksel KAZANCI ve tüm çevresindeki beyaz işi yapanlar müdürle bağlantı içindeler. Geliş ve gidişlerinde müdür özel araba gönderiyor, müdür ilişkisini, tanıdığım Hollanda’daki bazı polis yetkilileri biliyor. Yüksel KAZANCI, müdür İstanbul’a atandıktan sonra, tüm bağlantıları İstanbul’da yapmaktadır. İstanbul görüşmelerinin büyük bir kısmı Divan Otel’de yapılmaktadır. Müdürle bağlantıları konusunda daha geniş açıklama
yapabilirim. Durumu Genel Müdür’e, Galip Bey’e, Bakan’a, gerekirse Başbakanımıza istenildiği şekilde intikal ettiririm.

16. 5 ağustos 1985 tarihinde Milano’da Bülent GÖKBEN, Mehmet Serdar ALPAN, Fikri PAHPAROĞLU, Fahrettin ÖZDEMİR isimli şahıslar 10 kilo 230 gram eroinle yakalanmışlardır. İtalya Polisi, yakalananların üzerinde bulunan telefon numaraları meyanında İstanbul….ve …..telefonlarını vermişlerdir. Kaçakçılık Daire Başkanlığı, bu telefonların nerelere ait olduğunu İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden sormuş, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ise genel bir cevap ile olayı geçiştirmiştir.

Esasında her iki telefon da İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar’ın makam telefonlarıdır. (Sirkeci ve Gayrettepe’deki). Mehmet Ağar’ı bu telefonlardan arayanlardan bir diğer şahıs ise Londra…. nolu telefonda bulunan Halil PERİL’dir.

Kulüpçülük ve uyuşturucu kaçakçılığı yapan Halil PERİL, Kıbrıs’ta Con Aziz adıyla bilinen yeraltı dünyasına mensup Aziz Mehmet KENT’in adamıdır ve Of’lu Osman (Osman CEVAHİROĞLU) ile irtibatlıdır.

17. İstanbul Emniyeti’nde genelev, fuhuş yeri ve kumarhanelerden paraları İkinci Şube Ahlak kısmının Ekip Amiri Komiser Fikri toplamakta ve bu paralar, Ahlak Kısım Amiri Hasan CEYHAN ve İkinci Şube Müdürü Ömer TÜZEL vasıtasıyla İstanbul Emniyeti’nce üst makamlara aktarılıp bölüşülmektedir.

Tahtakale ve Kapalı Çarşı’daki döviz ve para işlerini ise İkinci Şube Müdür Yardımcısı Cavit OKÇUOĞLU organize etmektedir. Eminönü Emniyet Amiri Haluk GÖZEN de bu işlere yardımcıdır. Ancak Haluk GÖZEN bu işlerden rahatsızlıkta duymaktadır.

Cavit OKÇUOĞLU’nun Sirkeci Doğu Bank İş Hanında kuyumculuk yapan Bektaş isimli ortağı vardır.

18.Cevdet SARAL’ın Hürriyet gazetesi’nden Kasım GENCE ile ortak, Hasanpaşa Kuşdili’ne giderken sağ kolda, Söğütlüçeşme Camii altında Evren Elektronik isimli bir dükkanı olduğu ve kaçak elektronik eşya satan bu dükkanın bilahare Doğu Bank İşhanına taşındığı bildirilmektedir. Ümraniye’deki Netaş telefon firmasının süpermarketinin 97 hissesi de Evren Elektronik Şirketi’ne aittir.
19. Jaguar’ın Türkiye temsilcisi Zeki BERBEROĞLU, (İsmail Hacı SÜLEYMANOĞLU -Of’lu ile ortaktır).

Jaguar’ın eski yıkılan Tarabya Çamlık’taki yeri de Of’lu İsmail’e aittir. Bu yerde daha önce Dündar KILIÇ’ın “Cem Boya Fabrikası” bulunuyordu.

Güneri CİVAOĞLU Jaguar olayından dolayı Güneş Gazetesi’nden ayrılmak zorunda kalmıştır. Zira bu yayın hem olayın arkasında Of’lu İsmail’in ve yeraltı dünyasının olduğunu açığa çıkartmış, hem de Of’lu İsmail’in mülkünün yıkılıp elinden alınmasına sebep olmuştur.

Diğer önemli bir husus ise yayının Mehmet Ali YILMAZ’ın ihalelerini tehlikeye düşürmesidir.

Zeki BERBEROĞLU bilahare İzmit’te Of’lu İsmail’in yeğeni Hızır HACISÜLEYMANOĞLU ile ortak bir büro açmıştır. Bu büronun açılışı Derince Ro-Ro seferlerinin başlaması tarihine tekabül ettiğinden, amacın kaçakçılık faaliyetine yönelik olduğu değerlendirilmektedir.

20. Kamu kesiminde birçok kişinin tanıdığı Terzi Mualla, 3 yıldan beri Dündar KILIÇ’ın dostu (gayrimeşru karısı) ile birlikte ortak konfeksiyon işi yapmaktadır. Terzi Mualla’nın aktör Kadir İnanır’la (Karadeniz’li) uzun zamandan beri beraber yaşayan kızı Canan ÖZBEK’in Dündar KILIÇ’ın kızı ve damadı Uğur (Her ikisi de Uğur) ile yakın ilişkileri mevcuttur.

Yeraltı dünyası, Terzi Mualla ve Canan kanalıyla bazı ilişkiler kurmak çabalarındadırlar. Terzi Mualla ve Canan’la, Şarkıcı Hülya SÜER Emniyet müdür Muavini Mehmet AĞAR ve Gazeteci Rauf TAMER de yakın ilişki içindedirler.

21. BAKO olayının ortaya çıkmasından birkaç ay önce Selçuk KURT isimli bir Rizeli şahıs ile İzmir’de demir ticareti ile uğraşan TOPRAK soyadlı bir şahıs, yeraltı dünyasının ülkücü kesiminden bir şahsa 1 bavul dolusu sahte Devlet Tahvili ile giderek bunların piyasaya sürülmesinde ortaklık teklif etmişlerdir. Selçuk KURT’un aşırı solcu olduğunu ve Yugoslav Komünist Partisi’nden üst düzeydeki şahıslarla irtibatının olduğunu öğrenen ülkücü şahıs bu teklifi kabul etmemiş ve olayı yakını olduğu kaynağa iletmiştir.

Kaynak, senetlerin Yugoslavya’da bastırıldığını ve kağıdının İtalya’dan temin edildiğini, organizasyonun içinde Yugoslav Komünist Partisi’nde üst düzeyde bir şahsın bulunduğunu ve Selçuk KURT ile TOPRAK’ın, İbrahim KILIÇ, Erdoğan ARSLAN ve Banker BAKO ile iltisaklı olduğunu kendisine bilgi veren arkadaşına atfen bildirmiştir.

22.İstanbul’da yeraltı dünyası ile ilgili bütün olaylar, Şişli Adliyesi’ne intikal etmektedir. Bu adliyedeki savcılardan üçü Trabzon’lu olup Dündar Kılıç ve Of’lu grubuyla yakın ilişkileri vardır. Yeraltı dünyası ile ilgili davalara da hep aynı ağır ceza mahkemeleri bakmaktadır.

23. Yeni Mali Şube Müdürü Orhan UZELER, daha önce Behçet CANTÜRK’ten rüşvet almaktan soruşturma geçirmiştir.

Elazığ’lı olan Orhan UZELER’i, hemşehrisi Mehmet AĞAR ve Emniyet Müdürü Ünal ERKAN müffetişlere karşı himaye etmişler ve aklanmasını sağlamışlardır. O. UZELER, Ş.BALCI leyhinde tanıklık yapmıştır.

Orhan UZELER’in Mali Şube’sindeki odasında Orhan UZELER, Şükrü BALCI, Tayyar SEVEN, Cevdet SARAL, Gazeteci İrfan ÜLKÜ ve Kasım GENCE toplanarak, Atilla AYTEK ve MİT’e karşı yapılacak yayımları planlamaktadırlar. (Böyle bir toplantı 3 Kasım1987 günü akşamüstü mezkur yerde yapılmıştır.)

24. Güvenlik Kuvvetleri’nin kanuni görevlerinin ifası sırasında zaman zaman çeşitli teknik dinleme yoluna başvurduğu bilinmektedir. Bu cümleden olarak Emn. Gn. Müd.lüğü’nün ilgili birimlerinin ve İst. Emn. Md.’nün telefon dinleme çalışmaları yaptığı, bu amaçla belirli bir organizasyonun bulunduğu da bilinen hususlardandır. Ancak özellikle İst. Emn. Müdürlüğü’ndeki dinlemelere ilişkin uygulamaların görevin ifasından çok, kişisel amaçlarla kullanıldığına ilişkin duyumlar intikal etmektedir. Bu durumun çeşitli açılardan komplikasyonlara yol açacağı izahtan varestedir.

25. Yukarıda yeralan ve özellikle İstanbul Emniyet Müdürlüğü mensuplarının faaliyetleri ile ilgili olan iddiaların bir kısmının Emniyet Genel Müdürünün bilgisine intikal ettiği anlaşılmaktadır. Buna rağmen, Emniyet Genel Müdürünün iddiaların üzerine gittiğine ilişkin hiçbir emarenin bulunmaması, bunun yanı sıra, İstanbul Emniyet Müdürü ile ilgili bir sabıkalının açıklaması üzerine, “maiyetini korumanın” ötesine geçecek şekilde gösterdiği tepkinin, üzerinde düşünülmeye değer hususlardan olduğu değerlendirilmektedir.

26 Mayıs 1987 tarihinde yazılan Şahin imzalı bir ihbar mektubu Ahmet ATEŞLİ’nin kapattığı cinayetlerle ilgili bir ihbar sureti ilişikte sunulmuştur. Ihbarda “Amir Bey” diye bahsedilen Ahmet ATEŞLİ’dir.

Ayrıca İstanbul İkinci Şube’de 1967’den beri görevli olan ve 5 yıl Ahmet ATEŞLİ’nin şoförlüğünü yapmış bulunan Mümin MANDİL’le yapılan bir görüşmenin band tapesi ekte sunulmuştur. Kimliği afişe edilmediği ve kendiside bir zarar gelmediği takdirde Sayın İçişleri Bakanına da daha teferruatlı açıklama yapabileceğini ifade eden MANDİL’in anlattıkları, İstanbul’da polisin himayesinde ve kontrolünde yapılan kanunsuz faaliyeti bariz bir şekilde sergilemektedir.

MANDİL, Ahmet ATEŞLİ’nin Suadiye’deki ……….. no’lu ev telefonu ile Şadan KALKAVAN’ların Karaköy’deki yazıhanesi ve bazı önemli isimlerin telefonlerının dinlenmesi halinde bütün faaliyetin ve kanunsuz işlerin ortaya çıkabileceğini beyan etmektedir.

Mandil’in görüşmesinin ikinci sayfasında bahsettiği Orgeneral muhtemelen Ulusoy’larla yakınlığı olan eski Genelkurmay Başkanı Nejdet ÜRUĞ’dur. Vali Nevzat AYAZ’ın da Ulusoy’larla yakın ilişkisi olup, Sinagog baskını olayını, Vali Nevzat AYAZ, Cemal ULUSOY’un yatı ile Fethiye’de bulunduğu zaman haber almıştır.

27. Netice ve Kanaat

Netice olarak şunu belirtmekte fayda vardır. Kaçakçılık örgütlerinin asıl amacı kolay yollardan kazanç elde etmektir.

Kaçakçılık yoluyla bir ülkenin otoritesinin sarsılması rejimin çökmesi, ekonominin yok olması, insanların güçsüz ve amaçsız yetişmesi ülke içerisindeki kaçakçı örgütlerini pek etkilememektedir. Kaldı ki bu sonuçlara ulaşmak uluslararası kaçakçılığın amaçları içindedir.

Yurtiçinde ve yurtdışında her türlü kaçakçılık faaliyetlerinde bulundukları bilinen kişilerin maddi durumlarının ve sosyal yaşantılarının çok yüksek düzeyde olması kamuoyunda özendirici bir etki yaratmakta, ekonomik durumları bu denli iyi olan kaçakçı örgüt patronları, sahne ve sinema sanatçılarıyla, yetkili ve etkili kişilerle dostluk kurabilmekte, basının kendilerinden övgüyle bahsetmelerini sağlayarak toplumun çeşitli kesimleri üzerinde psikolojik etki yaratabilmektedir.

Özellikle siyasi partilerde ve bürokraside söz sahibi kilit kişileri etkileyerek yasal engelleri aşabilen bu kişiler , genellikle sosyo-kültürel alanda çağdaş çizginin altında kalmış, kaçakçılığı, gayrimeşru kazancı bir suç niteliğinde dahi görmeyen ve adeta meşru kabul eden kişilerdir.

Tabiatıyla zamanla devlet organlarının çeşitli kademelerine sızabilen bu kişileri suçlamak kolay kolay mümkün olmamakta suç sadece zincirin ucunda bulunan piyon elemanlara yüklenebilmektedir.

Günümüzde , kamu görevlileri ve güvenlikle vazifeli kişiler kaçakçılığı somut bir kanunsuz ekonomik kazanç şekli olarak değerlendirmemeli, belli bir ideolojik görüş taşımasalar bile, yıkıcı ve bölücü güçlerin ideolojisine hizmet eden düşman devletlerin hasmane politikalarına yarayan, bu faaliyete müsaade ve müsamaha etmemelidir.

Zamanında birçok olayın "müesseseler yıpranmasın" felsefesi ile üzerine gidilmemesi, faillerinin saklanıp olayların kapatılması, müesseseleri kurtarmış ancak zaman içinde bundan zarar gören devlet olmuştur.

Olayların üzerine gidilirken müesseselerin devlet için var olduğu unutulmamalı, yeraltı dünyası ve devlet düşmanları ile mücadele eden görevliler yalnız bırakılmamalıdır.

Arz ederim.

EKLER

1. Em. Albay Ali İhsan CESUR’a ait fotoğraf sureti,
2. Gülser BAYER (HASTAN) ve randevucu Mükü’nün resmi
3. Mayıs 1987’de gönderilen Şahin imzalı ihbar mektubu sureti
4. Mümin MANDİL’le yapılan görüşmenin tapesi
5. Ahmet ATEŞLİ ile ilgili ihbar mektubu sureti,
6. Şükrü BALCI ile ilgili dosya özeti
7. Kaçakçılık ve Devletin güvenliğine etkileri isimli bir konferans notunun ilgili bölümleri .